Prof. Dr. İSMAİL ÇETİŞLİ

TANITMA VE ELEŞTİRİLER

 

 
 
Prof. Dr. İSMAİL ÇETİŞLİ’NİN KİTAPLARI HAKKINDA
TANITMA VE ELEŞTİRİLER
 
(Tanıtma ve eleştirileriyle kitaplarım hakkında fikir ve kanaatlerini belirtme inceliğinde bulunan tüm yazarlara teşekkür ederim.)
 
1- S. Kayalı, “Esendal’a Dair”, Dergâh, C.II, S.19, Eylül 1991, s.7.
2- Namık Açıkgöz, “Yaz Günlüğü”, Türk Yurdu, C.II, S.50, Ekim 1991, s.55.
3- Nurettin Öztürk, “Memduh Şevket Esendal ve Bir Tahkiye-Politik”, Polemik, S.7, Aralım  1992, s.41
4- Tomas Lane “Book Reviews and Notes”, Archiv Orientalni, Prag, S.61, 1993, s.107-108.
5- Gıyasettin Aytaş, “Memduh Şevket Esendal Hakkında Bir Kitap”, Bilgi Çağında Eğitim, Yıl:1, Sayı: 1 Haziran 1994.
6- “Batı Edebiyatında Edebî Akımlar”, İlesam Haber Bülteni, S.48, Ocak-Mart 1999, s.11.
7- Muzaffer Uyguner, “Tüm Yönleriyle Memduh Şevket Esendal”, Cumhuriyet Kitap, S.483, 20. Mayıs. 1999, s.11.
8- Muzaffer Uyguner, “Cahit Külebi ve Şiiri”, Cumhuriyet Kitap, S.485, 3 Haziran 1999, s.10.
9- Müvlüt Çelik, “Batı Edebiyatında Edebi Akımlar”, Ay Işığı, S.13, Bahar 1999, s.61-62.
10- Mevlüt Çelik, “Cahit Külebi ve Şiiri”, Ay Işığı, S.13, Bahar 1999, s.63-64.
11- Oğuzhan Karaburgu, “Metin Tahlillerine Giriş 1/ Şiir Üzerine”, Arayışlar, S.14, 2005, s.219-220.
12- Naci Onur, “Metin Tahlillerine Giriş 1-Şiir-“, Bizim Külliye, S.23, Mart-Nis.-May.2005, s.63. 
13- Ömer Öner, “Metin Tahlillerine Giriş 1/2” Sanatalemi.net sitesi, 19.09.2007.
 
 
 
ESENDAL’A DAİR
S. KAYALI
 
(Dergâh, C.II, S.19, Eylül 1991, s.7)
 
Türk hikâye tarihinin önemli simalarından biri olan Memduh Şevket Esendal üzerine dikkate değer bir kitap Kültür Bakanlığı yayınları arasında neşredildi: İsmail Çetişli: Memduh Şevket Esendal (1991).
Yazar bu akademik esere yazdığı önsözde, hayatı bo­yunca 335 hikâye ve üç roman yazmış olan Esendal için "talihsiz" tabirini kullanıyor. Belki de haklı olarak. Gerçekten de bu ünlü yazarımız bugüne kadar bütün yazdıkları külliyat halinde neşredilerek okuyucu karşısına çıkamamıştı. Herhalde Bilgi Yayınevi’nin "Esendal Külliyatı" tamamlanır da bu eksiklik giderilmiş olur. İkinci bir talihsizlik de, Esendal için müstakil bir çalışmanın kitap olarak günümüze kadar yapılmamış, yayımlanmamış olması idi. Her ne kadar lisans seviye­sinde bazı araştırma-incelemeler yapılmışsa da bunlar ve bunlarla birlikte hakkında yazılan makaleler Esen­dal’ın hayatı ve hikâyeciliği için kafi görülecek çalışmalar değildi. Bu bakımdan da yeter derecede üzerinde durulmuş sayılmazdı.
Oysa ki Esendal XX. asır başlarında başlayan yazı hayatının, bilhassa 1940′Iardan sonraki döneminde Türk hikâyesine yeni bir çehre vermeye çalışan, bu yol­da oldukça başarılı eserler veren, Çehov tarzı hikâyenin Türkiye’de gelişmesi ve yerleşmesine zemin hazırlayan; hatta modern Türk hikâyeciliğinin ilk ve en önemli ismi olarak kabul edilen Sait Faik hikâyesine de yol açan bir çığırın temsilcisidir.
Yazar Esendal’ın hayatı ile ilgili bölümde şöyle diyor:

 

Şimdi gönül istiyor ki, Esendal için girişilmiş böylesine etrafı bir çalışmada, yazarın hayatındaki karanlık nok­talar birer birer aydınlansın. Ya da hiç olmazsa bazı ka­ranlık noktalara ışık tutulabilsin. İ. Çetişli’nin çalışmasında bu kısımlar doldurulamamış.
Ayrıca yapılabilecek bazı küçük ilaveler de hem eseri zenginleştirebilir, hem okuyucu da bir doygunluk yara­tabilirmiş: Msl. M. Şevket’in hayli tesirinde kaldığı bil­dirilen İttihatçılardan Kör Ali ıhsan Bey ve benze­ri şahsiyetler için küçük, küçük dipnotlar verilebilirdi. Çünkü okuyucu yazar üzerinde büyük tesiri olduğu söylenilen bu zatları merak ediyor.            .
Bir başka merakla beklenen mesele M. Ş. Esendal’ın neredeyse "efsaneleşmiş" olan Hatıralar’ı ile ilgili bir ipucunun yakalanıp yakalanmadığı idi.
Kendisiyle yapılan bir konuşmada (M. Sunullah Arısoy, "M.Ş. Esendal’la bir konuşma", Varlık s. 383 Haziran 1952). "Hatıralarımı yazdım. Ama onlar, ben öldükten otuz sene sonra neşredilecektir.. Öyle vasiyet edeceğim çocuklarıma .. ." diyen yazarın bu hatıraları acaba nerededir, kimdedir?
İ. Çetişli’nin eserinde buna dair de bir bilgi maalesef yok. Tabii bu konu çalışmanın akademik seviyesine tesir eden bir şey değil. Hatıralar ile ilgili bir ipucu yakalana­bilseydi bundan bütün ilgililer istifade edecekti.
İ. Çetişli Esendal’ın hikâye ve romanlarına daha çok yapısal bir yaklaşımla eğiliyor; yazarın hikâye anlayışının geçtiği merhaleleri tesbit ediyor, dil ve üslubunun özelliklerini dile getiriyor.
İ. Çetişli’den bu yolda yeni eserler bekliyor, Esendal se­verlere bu çalışmayı tavsiye ediyoruz.
 
 
 
Memduh Şevket Esendal ve Bir Tahkiye-Politik
Nurettin ÖZTÜRK
(Polemik, S.7, Aralık 1992,  s.41.)
 
Memduh Şevket ESENDAL yeni Türk edebiyatında öncü tahkiye yazarlarından biridir. Politik ve diplomatik görevleri yüzünden eserlerinin yayın­ladığı ve tanındığı döneme bakarak onu Cumhuriyet hikâyeci ve romancı­larından biri olarak kabul etmek müm­kün (1) ise de, yayımlama ve tanınma açısından "gecikmiş" olan bu yazarın kitap-grafiğini II. Meşrutiyet’ten başla­mak yanlış olmaz (2).
ESENDAL edebiyatımızda Anton ÇEHOV tarzı hikâyeciliğin en önemli temsilcisi olarak bilinir. Bu hikâye an­layışına göre önemli olan, klasik anla­tının temel öğeleri saydığımız giriş, gelişme, sonuç gibi yazım süreçlerinin ve buna bağlı olarak belli yer ve zama­nın bulunması değildir. O yüzden ÇE­HOV tarzı hikâye için durum/kesit öy­küsü de denmektedir. Durum/kesit hikâyesinde olay ve kişi öğeleri de tıp­kı yer ve zaman öğeleri gibi birinci de­rece de önem taşımazlar (3). Bu tarzın edebiyatımızdaki ESENDAL’a göre daha ılımlı bir temsilcisi de Sait Faik ABASIYANIK’tır. Durum kesit hikâyesinin karşı ucunda olay öyküsü yer alır. Bu tarzın dünya edebiyatındaki temsilcisi ise Guy De MAUPAS­SANT’dır. Edebiyatımızda Ömer Sey­fettin ve Refik Halit KARAY, MAU­PASSANT tarzında hikâye yazanların başında gelir.
ESENDAL, politik görüşleri açı­sından da ilginç bir yazardır. Ona göre iki türlü medeniyet bulunmaktadır: Uf­ki medeniyet (yatay uygarlık) ve amu­di medeniyet (dikey uygarlık). İlki ta­rım toplumlarının yaşayış biçimini, ikincisi ise sanayi toplumlarının yaşa­yış biçimini vermektedir. ESENDAL bunlardan birincisini seçer. Adının baş harfleri de bu seçimi yansıtır. M.Ş.E. veya M.Ş. ünlüleriyle okunduğunda bir ağaç türü olan "meşe"yi verir. ESENDAL, bir dönem politik düşün­celerini bu anlayışa göre biçimlendirir. Muhittin BİRGEN’in dergisi olan Meslek’e yazı yazması da aynı anlayı­şın ve politik görüşün sonucudur. Mes­lekçiler, mecliste her mesleğin kendi temsilcilerini bulundurmasını istiyor­lardı. Böylece ihtiyaçları açısından bir­birine organik bağla bağlanmış olan toplum organları, yani mesleklerin meclise temsili hem milli iradenin tam tecellisini sağlayacak, hem de ça­tışmalardan uzakta istikrarlı bir toplum düzeni sağlanacaktı. Siyaset sosyoloji­si açısından siyasi temsili sınıf temeli­ne dayayan marksist görüşe de bir an­lamda tepki idi bu akım. Temeli Durkheim’in toplumsal iş bölümü gö­rüşüne dayalıydı.x

ESENDAL üzerine yayımlanan son eser (4) bu görüşleri ve etrafındaki sorunları yeniden gözden geçirmeye vesile olmuştur. Bu eserde bulunan bir kaç husus üzerinde durmak yararlı ola­caktır. Söz konusu eserde ESEN­DAL’ın 1920-1924 yılları arasındaki Bakû elçiliği sırasında, Ankara kulisle­rinde "Bolşevik oldu" söylentilerinin yayıldığı, Atatürk’ün kendisini Anka­ra’ya çağırıp görüştüğü ve bu görüşme sonucunda söylentilerin yersiz olduğu­nun anlaşılması üzerine görevine geri gönderildiği belirtilmekte; Bakû dönü­şünde hükûmetin aynı söylentilerin et­kisiyle altı ay kadar ESENDAL’a gö­rev vermediği ve bundan dolayı yazarın ekonomik sıkıntıya düştüğü de eklenmektedir. Bu arada Bakû’da kısa süre de Rusça öğrendiği ve ÇEHOV’u cebinden hiç eksik etmediği de belirtil­mektedir (5). Yine aynı eserin bir baş­ka yerinde ise ESENDAL’ın elçiliği sı­rasında Afganistan’ın İtalya ve Almanya etkisine düşmesini engellediği kaydedilir (6). Gerek Bolşeviklik, gerekse Afganistan’ın Nazi politikasından etkilenmesini önleme konusu gerçekte dipten birbirine bağlı hususlardır. Burada yukarıda sözü edilen çalışmada kullanılmayan bir kaynak devreye girmektedir. II. Dünya Savaşı’nın bitiminde Berlin’deki Alman Dış İşleri Dairesi’nden SSCB Dış İşleri Ba­kanlığı Arşiv Bölümü’ne aktarılan belgeler arasında bulunan, Türkiye’deki Alman Büyükelçisi Von Papen’den anılan daireye gönderildiği kayıtlı bir yazı bu konulara ışık tutmaktadır. "Gizli" üst notlu bu belgenin kayıt bilgileri şöyledir: Alman Elçiliği, NO.A 30 18/41 Tarabya, 5 Ağustos 1941 Dı­şişleri Ofisi, Berlin. Papen’in bu yazısı "Pan-Turan Hareketi" hakkındadır. Güvenilir bir ajanın bildirdiğine göre Türk hükûmet çevreleri özellikle Azeri Türkleri’nin kaderine giderek artan bir ilgi duymaktadırlar. Bu bölgeyi ilhak etme eğilimleri dahi göze çarpmaktadır. Bu amaç için uzmanlar komitesi niteliğinde bir şey oluşturulmuştur. Bu grubun lideri İstanbul Milletvekili Şükrü YENİBAHÇA’dır. Diğerleri ise Enver Paşa’nın kardeşi Nuri Paşa, Profesör Zeki Velidi (TOGAN), Ahmet CAFEROGLU (Türkolog), Memduh Şevket (ESENDAL)’tir. ESENDAL için yazılanları tamamı şöyledir: (7)
"Bir süre önce görüşmeler için An­kara’ya gelen Türkiye’nin Kabul Büyü­kelçisi Memduh Şevket de aynı gruba dahil sayılabilir. Resmî görevi açısın­dan Hükümete aykırı bir çizgi izlemesi güçtür. Yukarıda dikkat çekilen kişi­lerle bir tutulmaması gerekiyorsa da, kendisi Doğu-Türklerine yakın dostlu­ğuyla tanınır."
Bu ifadeler Memduh Şevket’in Bolşevik değil hatta anti-sovyet oldu­ğuna, anti-marksist mesleki, temsil görüşü dışında ikinci bir kanıt olabilir. Yine aynı nedenle ESENDAL’ın Afganistan’ı Nazi nüfuzuna düşmekten alı­koyduğu görüşü de herhalde nölralizm tarafına doğru kaydırılarak tevil edilse daha iyi olur.
Ama hiç bir zaman onu politik ka­naatleriyle yargılamamalı, büyük bir edip olduğunu unutmamalıyız.
 
 
 
Memduh Şevket Esendal
Reviewed by PhDr. Tomas LANE
 
(Archiv Orientalnıl 61, 1993 - Book Reviews and Notes, s.107-108 )
 
İsmail Çetişli, Memduh Şevket Esendal, Kül­tür Bakanlığı 1284, Türk Büyükleri 140, Ankara 1991,237 pp.
 
The Turkish Ministry of Culture makes a praisable work. In the Turkish Greats series it publishes monographies on outstanding Turk­ish men and women of letters. The I 40th volume of the series is devoted to Memduh Sevket Esen­dal (1883-1952), a short story writer and novel­ist sometimes called the Turkish Chekhov.
Really, as the author of the monography points out, the works of Memduh Sevket Esen­dal amounting to some 335 short stories and 3 novels, which can be divided into two mutually different periods, was, in the second period, po­sitively influenced by Chekhov.
During his life Memduh Sevket Esendal was mostly engaged in politics. As soon as during the reign of the Unity and Progress Party in 1908-1918 he occupied an important political post. In the early twenties he joined the natio­nalistic movement and became, by the well­known expression of an other writer sharing the same destiny - Yakup Kadri Karaosmanoglu, a "zoraki" (forced) diplomat. He spent more than 17 years in diplomatic appointments in Baku, Teheran and Kabul with short intervals at home, filled mostly also with social and political ac­tivities. He was not satisfied with this way of life trying to find consolation, as the author of the monography says, in writing short stories.
The first part (pp. 1-60) of the monography under review is devoted to description of Esen­dal’s descent, youth, professional life, literary, political and social opinions. His short stories are dealt with in the second part of the book (pp. 61-100) following the above mentioned division into two different periods. The first one, up to the beginning of the twenties, is characterized by rather pesimistic, sometimes sentimental, eccle­siastical, complicated and unrefined style, affect­ed by contemporary literary fashion of so called Servet-i Fiinun or New Literature (Edebiyat-ı Cedide).
In spite of some attempts of the writer to make his style more easier following the impul­ses of Ömer Seyfettin’s National Literature (Milli Edebiyat) movement as a decisive turning point of Esendal’s short story writing, his ac­quaintance with Chekhov’s works and learning Russian during his diplomatic mission in Baku in the early twenties (1920-1924) can be regard­ed. From then onwards his short story became more original, better adapting its language to common way of speaking and, at the same time, turning to external description of the event and characters. The external description did not mean any intervention of the author but the rather stress on dialogues, which, in some Esen­dal’s stories of the second period, make up as many as 15 % of sentences. Another peculiarity of the second period short stories, is the suppres­sion of the role of event. Except of detailed analysis of the story’s structure, supplied even with schemes in the second part, the author of the monography deals also with some similari­ties between Chekhov and Esendal pointing out the optimistic tenor of Esendal’s stories.
Esendal’s three novels, of which only Ayashli and His Tenants was published during the auth­or’s life, are analysed in the third part of the book under review (pp. 101-126). The third of them, Vassaf Bey was published as late as 30 years after the author’s death, in 1983. This novel as well as the first one, the Patrimony, remained unfinished. According to the author of the monography all the three novels concentrate on family problems, on the change of family relations in the early twentieth century before and after nationalistic revolution.
The analysis of Esendal’s style, including word supply and sentence structure is made in the fourth part of the reviewed book (pp. 127-155) following also the above men­tioned division into two periods. From the re­sults of the analysis which we have tried to summarize above, an evaluation of Esendal’s role in the development of modern Turkish literature can be deduced. However, the author of the monography does not explicitly concern this important question.
This can be considered a certain defect of the otherwise very comprehensive monography of Ismail Çetişli, a senior lecturer at the Elazlg University in Turkey. The monography is sup­plied with a rich bibliography of Esendal’s works and books, articles, and even theses writ­ten on him. Facsimiles of some Esendal’s per­sonal documents and manuscripts are also an­nexed as well as caricatures, which were pu­blished by this versatile and gifted artist in the twenties.
The closing part of the book (pp. 156-215) contains some selected Esendal’s short stories and an extraction of his novel Ayashli and His Tenants thus crowning the author’s intention, expressed in the preface, to raise the public in­terest in Esendal’s works.
Wolf Blitzer, Between Washington and Jerusalem. A Reporter’s Notebook, Oxford University Press, New York-Oxford 1985, 259 pp. Price $ 15.95. - Reviewed by J. Wanner.
Blitzer is Washington Bureau chief of The Jerusalem Post and one of the few, who have mastered the Washington political scene and gained entree to the highest echelons of Israeli politics. Over the past oozen years he has inter­viewed nearly all the major policy-makers in Israel and the United States and he was the first, who get the idea of the historical trip to Jerusalem personaly from late Egyptian presi­dent Anwar Sadat.
Author explains, why the U.S.-Israeli rela­tionships are unique and dissimilar to the others, because there are many limits on both sides, but neither can afford an all-out confron­tation. Blitzer demonstrates this fact giving the special emphasis to the way decisions are made in Washington. He traces the varied roles of the
 

 
 
Memduh Şevket Esendal Hakkında Bir Kitap
 
Gıyasettin AYTAŞ
  
(Bilgi Çağında Eğitim, Yıl:1, Sayı: 1   Haziran 1994)
 
20. yüzyıl biyografinin dün­yada altın çağını yaşadığı bir asır olarak anılacaktır. Bu dönemde yapılan çalışmaların büyük bir kısmı, edebiyat tarihi açısından önemli malzemeler sağlamış­lardır.
Edebiyat tarihine malzeme taşıması bakımından, biyografi ve monografilerin önemli bir yeri olduğu muhakkak. Ancak, bu sa­hada yapılmış olan çalışmaların bir kısmı, bilimsel değeri olan eserler olmasına rağmen, diğer bir kısmı da, yapılan yanlışlıklar yüzünden, ele aldıkları şahıs ve devir hakkında uzun müddet yanlış anlamalara ve yanlış bilgilenmelere sebep olan eserlerdir. Bu yüzden, uzun bir müddet daha ciddi çalışmaların yapılması yerine, bu gibi yanlışlıkların tashi­hi üzerinde durmak mecburiye­tinde kalınmıştır.
Edebiyat tarihleri birer anto­loji, biyografi ve bibliyografya kitabı değildir. Bu yüzden. bi­yografi sahasında yapılacak her çalışmanın edebiyat tarihinde yer alması söz konusu olamaz. Bura­da aranacak belli kriterler olmalıdır. Bunlar arasında, sağlam bir bibliyografya, bilinenlerden farklı olarak, yeni ve orijinal bilgiler ve objektif bir tenkit anlayışı… Bu unsurların bulunduğu biyografi­ler, hem edebiyat tarihimiz için sağlam birer kaynak olacak, hem de sosyal tarihimiz için malzeme teşkil edeceklerdir.
Son yıllarda biyografi saha­sında arka arkaya birçok kitap yayınlandı. Büyük bir kısmı Kültür Bakanlığı tarafından ya­yınlanan bu kitaplar içerisinde, kimi zaman yanlış anlamalara meydan verecek birçok bilgi yanlışlarının olduğu görülmek­tedir. İncelemelerin yeterli ol­mayışı, inceleyenlerin bir kısmında da eş, dost ve hatır mesele­sinden dolayı hassas davra­nılmaması yüzünden hatalı ve yanlışlarla dolu kitapların çıktığı kanaatindeyiz.
Ancak, bütün bunlara rağmen, Kültür Bakanlığı yayınları içinde çok ciddi çalışmaların sayısı da az değildir. Bakanlığın, birçok ilim adamımızın yapmış olduğu dok­tora tezlerini kitap haline getire­rek, bu konuda önemli bir görevi yerine getirdiği de göz ardı edilmemelidir. Bunlardan biri de, İsmail Çetişli‘nin yapmış olduğu "Memduh Şevket Esendal"* isimli çalışmadır.
Memduh Şevket Esendal, Türk hikâyeciliğinde önemli bir yeri olan yazar ve siyaset adamımızdır. Hayatı boyunca mütevazılığı elden bırakmamış, riya­karlık, ikiyüzlülük ve yapmacık davranışlardan sürekli uzak kalmış ve bu gibi davranış içinde olanlardan nefret etmiş bir yaza­rımızdır.
Kendisiyle ilgili olarak, birkaç bitirme tezinin dışında, tam ve mükemmel bir çalışma yapıl­mamış, bu yüzden de okuyucular tarafından yeterince tanınmamıştır.
İsmail Çetişli‘nin Memduh Şevket Esendal üzerine yapınış olduğu çalışma, yazarının deyimiyle, "… küçük hacmi içinde (Memduh Şevket Esendal’ı) bir­ bütün olarak tanıtmayı amaçla­yan bir çalışmanın sonucudur." (s. 5 Beş ana bölümden meydana gelen bu kitap, son kısmına ekle­nen belgelerle birlikte -önsöz hariç- toplam 237 sayfadır.
Eserin birinci bölümünde Esendal’ın "Hayatı, Fikirleri, Mi­zacı ve Eserleri" üzerinde duran Çetişli, bu bölümü de kendi arasında beş kısına ayırarak, sırasıyla. Esendal’ın, "Hususi, Siyasi ve Memuriyet Hayatı" üzerinde durup, "Doğumu, Ailesi, Çocuk­luğu", "Tahsil Hayatı", "İttihat ve Terakki Dönemi", "Elçilik Yılları", Meclis yılları ve "Son Yılları ve Vefatı"hakkında bilgiler vermiş­tir. Esendal’ın hayatı ile ilgili ola­rak kronolojik bir sıra takib eden Çetişli, böylece ileride olabilecek tekrar anlatımların da önüne geçmiş olur.
Esendal, düzenli bir tahsil ha­yatı görmemiştir. Bunun sebebini inceleyen Çetişli üç konu üzerinde durur:

 

Diğer bir husus "eğitimin ye­tersiz, pratik ve hayata yönelik olmaktan uzak, tamamıyla ezberci bir anlayışa dayanması" (s. 6).
Son olarak da, Esendal’ın aile­vi problemleri gelmektedir. Baba­sını erken yaşta kaybetmiş olan Esendal. böylece ailenin geçim sorumluluğunu üstlenmek zorunda kaldığı için düzenli bir tah­sil hayatı olmamıştır.
Esendal’la ilgili olarak bütün bilgi ve belgeleri değerlendiren Çetişli, bu konuda en büyük yardımı, Esendal’ın hayatta olan yakınlarından görür. Onun özel hayatında olduğu gibi, edebi hayatı ile ilgili yapılan yanlışlıkları ortaya koyan Çetişli, Tahir Alan­gu’nun "İlk yazılarını’ İrtikâ gaze­tesi (1889-1902) ve ‘Musavver­-Fen ve Ebep mecmuasında (1889-1900) yayınlanmıştır" (s. 23) görüşünün yanlışlığını ortaya koyarak şöyle der: "Alangu’nun belirttiği gazete ve mecmua koleksiyonlarını taradığımızda M. Şevket’in herhangi bir yazı veya hikâyesini göremedik." (s. 23) diyerek, bu konuda yapılan hata­yı tashih eder.
Memduh Şevket’in sanat ve edebiyat hayatına nasıl başladığı konusunda ortaya çıkan çeliş­kilere bir açıklık getiren Çetişli, onun ilk hikâyesinin "Veysel Çavuş" ve bu hikâyenin yazılış ta­rihinin "4 K. Evvel 1324 ( 17 Aralık 1908) tarihli ‘Tanin’ gazetesinde ve M.Ş. imzasıyla yer alan hikâyenin yazılış tarihi 25 T. Evvel 1324 ‘ 7 Kasım 1908)" (s. 23) olduğu belirtir.

 

Esendal’ın fikirlerini iki kısım­da değerlendiren yazar, birinci kısımda "Edebi Fikirlerini", ikinci kısımda da "Sosyal, Siyasi ve Eko­nomik Fikirleri"ni incelemiştir. "Mizacına Ait Bazı Hususiyetler" üzerinde de duran Çetişli, Esen­dal’ı "Türk hikâyesine yeni bir tarz kazandırıp bu türde kaleme aldığı eserlerinin nitelik ve niceliğiyle haklı bir şöhretin sahibi olmuş güçlü bir yazar, İttihat ve Terak­kiden Demokrat Parti iktidarına kadar ki yarım asırlık bir dö­nemde inandığı düşüncenin mü­cadelesini vermiş bir politikacı, 17 yıl ülkesini başarıyla temsil etmiş bir hariciyeci ve hatırı sayılır bir ressam…" (s. 50) şeklinde tav­sif eder.
Esendal’ın eserleri kısmında, kronolojik sıraya dikkat edilerek, eserlerinin ilk baskıları ve daha sonra yapılmış baskıları da dahil olmak üzere alt alta sıralanmıştır. Bu kısımda Romanları, Hikâyeleri ve çeşitli gazete ve dergilerde yayınlanmış hikâyelerin bibliyog­rafyası verilmiştir.
Eserin ikinci bölümünde Memduh Şevket’in hikâyeleri üzerinde durulmuş, onun "hikâyeleri ve hikâyeciliğini iki devre halinde" (s. 61) ele almıştır. Birinci devre olarak 1908­1920 yıllarını inceleyen araştırıcı, Esendal’ın bu dönemde dokuz hikâyesinin yayınlandığını söyler. (s. 62) "Memduh Şevket birinci devre hikâyelerinde, çok büyük ölçüde kendinden önce Türk Hikâye geleneğine bağlı ve bu gele­neğin tabii bir devamı olma gay­retinin yazarıdır" ( s. 62.) diyen Çetişli, onun bu devrede yayın­lanan hikâyelerinde hayata, "tah­lilci, tasvirci ve tenkitçi bir sosyal gerçekçilikle bak" tığını söyle­mektedir. (s. 62)
Esendal’ın hikâyeciliğinin ikinci devresi olarak 1921-1952 yıllarını değerlendiren araştırıcı, yazarın bu dönemde büyük bir değişim geçirdiğini ifade eder. (s. 69) Birinci devresinde olduğu gibi, ikinci devresinde de realist olduğunu belirten Çetişli, birinci devrenin aksine, Esendal’ın ikinci devrede "nakilci gerçekçi oldu­ğunu" (s. 71) söyler. Esendal’ın hikâyeciliği konusunda, "günlük ve tabii hayattan alınmış birtakım kesitlerin veya bu kesitlerdeki ruh hallerinin, türün hazırladığı imkanlar dahilindeki en tabii bir anlatımla ifadesi 1921-1952 döne­mi Esendal hikâyesinin temel ve bariz vasfıdır" (s. 79) hükmüne varmıştır.
Memduh Şevket’in Çehov’la ilişkisi üzerinde duran Çetişli, onun Bakü görevi sırasında Rusça öğrencelikten sonra, Çehov’ıın eserlerini okuyarak onu daha yakından tanıyıp etkilendiğini söyler. Daha sonra Çehov’un hikâyeleriyle Esendal’ınkiler ara­sındaki benzerlikler üzerinde durur. (S. 9
Üçüncü bölümde Memduh Şevket’in romanları üzerinde in­celeme yapan yazar, Romaları çeşitli yönlerden değerlendirmiştir. Esendal’ın romanlarında Türk toplumunun geçirmiş olduğu sosyal değişme ile aile müessesesinin ele alındığını belirten araştırıcı, onun daha ziyade, gör­düğü olumsuzlukları sergilediğini ifade eder. (s. 123)

 

Esendal’ın üslubunu da tıpkı hikâyelerinde olduğu gibi iki kısımda değerlendiren Çetişli, iki devre arasındaki üslup farklılıkları üzerinde durur. (s. 149)
Eserin beşinci bölümünde hi­kâye ve romanlarından çeşitli örnekler veren Çetişli, hikâyele­rinden, "Veysel Çavuş, İhtiyar Çilingir, Hürriyet Gelirken, Has­ta, Otlakçı, Gençlik, Hayat Ne Tatlı, Feminist, Komiser ve Hacı Dedemin Evi" adlı hikâyelerini örnek olarak kitabına almıştır. Romanlarından ise, "Ayaşlı ve Kiracıları" isimli romanından seç­tiği bir bölüme yer vermiştir.
Sonuç kısmında genel bir değerlendirme yapan Çetişli, bib­liyografya verirken, Kitaplar, Ma­kaleler ve Tezler olmak üzere. bibliyografyayı üç kısma ayırmış­tır.
İsmail Çetişli‘nin yapmış olduğu bu çalışımda, bilimsel tas­nif metoduna azami ölçüde riayet edilnıiştir. Böylece eserin hem teknik başarısı sağlanmış, hem de okunma kolaylığı artırmıştır. Ge­nellikle birinci derecede kaynak­lara inen araştırıcı, ikinci ve üçüncü derecede kaynakları mümkün olduğuna kullanma­maya dikkat etmiştir. Yapmış olduğu alıntılar esere ustalıkla sin­dirilmiş, böylece hem bütünlük sağlanmış, hem de ifade edilmek istenen fikir veya düşünce daha da kuvvetlendirilmiştir.
Mümkün olduğunca sade ve anlaşılır bir dil kullanmaya dikkat eden Çetişli, yanlış anlamalara meydan vermemek için azami gayreti göstermiştir. Ancak, sık sık Memduh Şevket’ten "Otlakçı yazarı" diye bahsedilmesi yadır­ganacak bir duı-um olarak ortaya çıkmaktadır. Çünkü, Esendal’ın sadece "Otlakçı" hikâyesi bulun­mamaktadır. Yaklaşık 200′e yakın hikâyesi olan Esendal’ın "Otlakçı" ile şöhret bulması bir yana, ditrer hikâyelerinin de "Otlakçı" kadar önemli olduğu kanaatindeyiz… Hem Esendal bütün yönleriyle değerlendirilerek, onun eserleri­nin hepsinin kıymeti ortaya konulup, hem de sadece bir eseri varmış gibi takdim edilmesini an­lamak mümkün değildir. Bu ko­nunun araştırıcının gözünden kaçtığını umuyoruz. Bütün yönleriyle bakıldığı zaman, bu eserin geniş bir incelemenin sonunda hazırlandığı ve Memdulı Şev­ket’in hakkında bilgi edinmek is­teyenleri doyuracak nitelikte olduğu ortaya çıkmaktadır.
 * Çetişli, İsmail; Memduh Şevket Esndal, Kültür Bakanlığı Yay. Ank.
 
 
Doç. Dr. İsmail Çelişti ünlü yazarımızı incelemiş kitabında
Tüm Yönleriyle M.Ş.Esendal
 Muzaffer UYGUNER
(Cumhuriyet Kitap, S.483, 20. Mayıs. 1999, s.11)
 
            Doç. Dr. İsmail Çelişti, çok geniş bir inceleme ile Memduh Şevket Esendal’ı çeşitli yönleriyle inceleyen, irdeleyen, değerlendiren bir kitap yayımladı: Memduh Şevket Esendal-İnsan ve Eser
Bilindiği gibi, Memduh Şevket Esendal, öykücülüğü ve romancılığı ile tanınmış bir yazarımızdır. Gerçi, öykülerinin büyük bir bölümü ölümün den sonra, yakın zamanlarda, kitap olarak okura sunulmuştur. Kişiliği ve sanatı konusunda çeşitli tezler de ya­pılmıştır; ama, bunlar üniversite kitap­lıklarında saklanmaktadır. Bunların ya­nında, yayımlanmış olanlar da vardır. Bunlardan biri, Doç. Dr. İsmail Çetişli’nin 1991 yılında yayımlanan doktora tezidir. Benim de bir özyaşamını ve ya­pıtlarını değerlendirme konusu yaptı­ğım bir kitabım yayımlanmıştı. Bu kez, İsmail Çelişti, çok geniş bir incelemesi ile Esendal’ı çeşitli yönleriyle inceleyen, ir­deleyen, değerlendiren bir kitap yayımlamıştır: Memduh Şevket Esendal-İnsan ve Eser.
İsmail ÇetişIi, bu kitabında, doğu­mundan başlayarak tüm yaşamını ve ya­pıtlarını ele almıştır. Bu arada, bazı ha­talı bilgilere de kaynaklara dayanarak düzeltmiştir. Çetişli, önsözde bu kitabın, 1989 yılında tamamlanan tezine dayan­dığını belirtmiştir. Ona göre, 1991 yılın­da yayımlanan kitap, bu tezin bir kısal­tılmışıdır. Bu kitabı yayımlamadan önce, Esendal’ın bütün yapıtlarının, bu arada anılarının da yayımlanmasını beklediği­ne de değinmiştir. Ama, herkesce bilini­yor ki, bazı derlemeler, bu arada Tahran Günlüğü ile anıları yayınlanmayı bekle­mektedir. Çetişli, bunların yayımını bek­lediğini, "Ancak, onca sabrımızın mey­vesini göremedik /../ Daha sonra gün yü­züne çıkmayı bekleyen biri hikâye, biri mektup ve biri de hatıra olmak üzere üç kitap daha var. İsterdik ki bunlar da ya­yınlanmış olsun ve incelememize dahil edelim" sözleriyle açıklıyor. Yayımını ben de bekliyorum. Özellikle mektupla­rı çok önemli.
Kitap dört ana bölümden oluşmakta­dır: 1) Yaşamı, fikirleri, mizacı ve yapıt­ları; 2) Öyküleri; 3) Romanları; 4) Dil ve üslubu.
Yaşamı
Çetişli, bu bölümü nasıl hazırladığını önsözde genişçe açıklamıştır. Çocuk1arı ile yaptığı temaslar, Esendal için yazılmış yazılar, yayımlanmış mektupları bu bö­lüm için kaynak oluşturmuştur. Benim verdiğim bazı bilgi ve belgeleri de bu arada anmıştır.
Doğum yeni herkesce bilinmektedir; Çorlu’da doğmuştu, fakat doğum tarihi konusunda bazı değişiklik bilgiler bu­lunmaktadır. Sözgelimi, kimlik belgesin­de doğum tarihi 1301 (1885-1886) ola­rak yazılıdır. Dışişleri hizmet belgesinde ise 1300/1884 tarihi görülmektedir. Anı­larında ise 29 Mart 1883 tarihinden sö­z etmiştir. Kendisi ve ben de bu tarihi te­mel almıştım. ÇetişIi, bu tarihi gerçek olarak ele almıştır.
Kitapta, öğrenim durumu ile ilgili çeşitli bilgilerde ele alınıp irdelenmiştir. Doğum tarihinin 29 Mart 1883 değil, 28 Mart 1884 olduğunu değinen Çetişli, öğrenim durumu için de çeşitli kaynaklardan edindiklerini belirtmiş ve Edirne İdadisi’nde okuduğunu kendisi de birçok mektubunda ve yazısında söylemiş ise de diplomasını almadığına değindiğini ben görmemiştim.
Çetişli, ailesi konusunda da bilgileri açıklamıştır. Bu kaynağa bundan sonra başvurulur da bazılarının yalan yere “fakir bir çiftçi ailesinin çocuğudur” gibi yazıları ile karşılaşmayız. Kitaba, soy kü­tüğü de konulmuştur. Kitapta, siyasal yaşama atılışı, daha sonraki yıllarda dış ülkelerde ülkemizi temsil etmesi konu­ları da geniş olarak yazılmıştır. Bundan sonra, bazılarının gerçeği bilmeden "Moskova Büyükelçiliği" yapmıştır gibi gerçek dışı bilgilerle karşılaşmayız sanı­rım. Çünkü, bu kitap, gerçek bilgileri vermektedir, çünkü, bu bilgiler belgele­re dayanmaktadır. Elçilik yılları da öbür yaşam yılları gibi geniş olarak ele alın­mıştır.
Esendal, milletvekilliği de yapmıştır. Çetişli, bu konuyu da ele almış yaşamı bölümünde ve "Esendal Meclis’te" baş­lığı altında açıklamıştır. Böylece, TBMM’nde ne kadar çalıştığı, neler yap­tığı, CHP’deki görevleri geniş olarak anlatılmıştır.
Ölümü konusunu da ele alan Çetişli, daha sonra edebi yaşamının üzerinde durmuştur. İlk yazarlık yıllarından baş­layarak sürüp giden yazın yaşamı ayrın­tılı olarak ortaya konulmuştur. Dediği gibı, yayımlandığı saptanan ilk öyküsü 17 Aralık 1908 tarihli Tanin gazetesin­de Asım Bezirci ile birlikte bulabildiği­miz "Veysel Çavuş"tur ve bunu bir kita­bına da ad olarak koymuştum. Bundan sonra yayımlanan öyküleri de kitapta ele alınıp değerlendirilmiş ve bir de listesi verilmiştir. Çeviri denemelerinden, şiir­lerinden de söz edilmiştir.
Fikirleri ve mizacı
İsmail Çetişli, yaşamı bölümünde ay­rıca fikirlerini de geniş olarak ele almış ve açıklamıştır. Yazınsal görüşlerini ge­niş olarak açıklamadığına değinen Çetiş­li, bazı konuşmalarından alıntılar yapa­rak durumu irdelemiştir. Sözgelimi, bir konuşmasından şu alıntıyı yapmıştır:

 

Çetişli, Esendal’ın toplumsal, siyasal ve ekonomik fikirlerini de geniş bir yel­paze içinde ele alıp değerlen­dirmiştir. "Mesleki tem­silcilik" konu­su bu arada ele alınmıştır. Bu konuda, çeşitli kaynaklar­dan yararlan­mış, geniş olarak irdeleyip değerlendirmiş ve Esendal’ın durumunu, anlayışını ortaya koymuştur.
Kitapta, Esendal’ın "mizacına ait ba­zı hususiyetler"i üzerinde de durulmuş­tur. Çetişli’ye göre, "Fiziki yapı itibarıy­la uzun boylu, geniş omuzlu ve sağlam cüsseli olan Memduh Şevket Esendal, tam bir ‘alaylı’; ama nadir rastlanabile­cek bir otodidakt ve gerçek bir halk ay­dınıdır." O, ihtirasların, büyük istekle­rin, kıskançlıkların, koltuk ve para hır­sının insanı da değildir. Tevazudan vaz­geçmemiştir. Mali sıkıntılar çektiği halde hiçbir sapaklık yapmamıştır.
Öyküleri
Çetişli, Esendal’ın öykülerini çok çe­şitli bakışlardan, özelliklerinden yola çı­karak incelemiştir. Önce, öykülerinin ortak yapısını ele almıştır. Başkalarının bu konudaki görüşlerini ele alıp değer­lendirmiş, sonra da kendi görüşünü or­taya koymuştur. Ortak yapıyı irdelerken 1908-1920 dönemi, sonra da ikinci dev­re olarak nitelediği 1921-1952 dönemi­ni ayrı ayrı incelemiştir. Ona göre, ilk dönemde "hayata büyük ölçüde tasvir­ci, tahlilci, tenkitçi bir sosyal gerçekçi­lik çevresinde bakmaktadır." İkinci dev­redeki "realistliğini, ‘tasvirci’, ‘nakilci’ ve ‘tahlilci’ kavramlarıyla izah etmek mümkündür. Ancak, her üç kavramın da ilk akla gelen ve herkesce bilinen mana­larından hayli farklı bir manada kullanıl­dığını belirtmek isteriz." Öyküleri ele alıp alıntılar da yaparak bu görüşünü belgelemiştir.
Öykülerde içerik konusu da yukarıda­ki belirtilen iki dönem ürünleri olarak ele almıştır. Bulgar zulmü, acıma tema­sı, sevgi, yozlaşma, yöneticiler ve aydın­ların halka ve sorunlara bakışı, aile ve ev­lilik (mutlu evlilik, mutsuz evlilik, kadı­nın durumu, ihanet), kadın-erkek ilişki­leri, yönetim ve yöneticiler, amir-memur ilişkisi, küçük insan, çocuk ve çocukluk, toplumsal yaşam bu arada ayrı ayrı ve geniş bir inceleme ile değerlendirilmiş­tir. Öykülerde zaman da ayrıca incelen­miş ve öykülerdeki uzun, orta, uzun olaylı öyküler olarak değerlendirilmiştir. Öykülerdeki yer sorunu da 1908-1920, 1921-1952 dönemleri olarak incelen­miştir. Kişiler de ayrıca ele alınmış, toplumsal durumla­rına göre kişi­ler, tipleri bakımından kişiler (memur, bürokrat ve ya­rı aydın), züppe, din adamı, ev kadını, es­naf, dedikoducu olarak kümelendirme yapılmış. Böylece, öyküleri çeşitli açılar­dan değerlendirilmiştir.
Romanları
Bilindiği gibi, Esendal’ın yayımlanmış üç romanı vardır. Bunlardan biri olan Ayaşlı ne Kiracıları sağlığında yayımlan­mıştı. Miras ile Vassaf Bey ise müsvedde­leri arasında bulunmuş ve tarafımdan basıma hazırlanmıştır. Çetişli, bu roman­larla ilgili bilgiler vermekte ve bu arada Melik Tavus adlı bir romanı olduğu söy­lentilerini de yanıtlamış ve bu romanın "Almancadan nakil" olarak Arif Cemil adlı birinin imzasını taşıdığını, Sada-yı Hak gazetesinde değil Halk gazetesinde tefrika edildiğini yazmıştır (s. 30). Vicdan adlı romanı olduğu yolundaki görüşlerin de yanlışlığını hemen belirtmiştir.
Romanları tanıtan Çetişli, romanlar­daki ortak yapı, içerik, olay örgüsü (eko­nomik çıkar çatışmaları, erkek-kadın ça­tışmaları, siyasal düşünce çatışmaları), zaman, yer, kişiler (fonksiyonları bakı­mından, toplumsal durumları), karak­terler ayrı bölümler olarak incelenmiştir. Böylece, ortaya geniş bir yelpaze içinde inceleme çıkmıştır. Bu üç roman her yö­nüyle, içerdikleri ve kişilikleri ile önü­müze serilmiştir.
Dil ve üslup
Çetişli, tüm yapıtların dil ve üslup ba­kımından değerlendirilmesini de yap­mıştır. Dilindeki gelişim bu arada belir­tilmiştir. Sözcük serveti ve dildeki değiş­meler başlığı altında tamlamalar, sözcük­ler, deyimler, argo sözcükler, yerel söz­cükler, tekerlemeler üzerinde durulmuş­tur. "Otlakçı" öyküsünün iki metni kar­şılaştırılarak yazımdaki değişimi de ör­neklenmiştir. Tümce kuruluşları ve tür­leri de ortaya konulmuştur.
Yapıtlarındaki üslup konusu da 1908­-1920 ve 1921-1952 tarihleri arasındaki iki ayrı dönemde değerlendirilmiştir. So­nuç bölümünde ise bütün yapıtlar deği­şik bir özen içinde ele alınıp gerçek du­ruma değinilmiştir. Çetişli, kitabını şöy­lece bitirmektedir:

 

Çetişli kitabın sonuna geniş bir bibli­yografya da eklemiştir.
Kitap, çok emek harcanarak hazırlan­mış ve bir sanatçıyı tanıtan çok geniş kapsamlı, gerçekleri kaynaklara dayandıran emek ürünü olarak önemli bir örnek, önemli bir başvuru kitabıdır. Bir yazarımız için böyle bir inceleme kitabı yayınlanmış olması sevindiricidir.
 
Memduh Şevket Esendal-İnsan ve Eser/Doç. Dr. İsmail Çetişli/ Kardelen Kitabevi, Isparta 1999, 371 sayfa ve belge fotokopileri
 
 
Doç. Dr. İsmail Çetişli bu kez ünlü ozanımızı anlatıyor kitabında
Cahit Külebi ve Şiiri
 
Muzaffer UYGUNER
(Cumhuriyet Kitap, S.485, 3 Haziran 1999, s.10.)
 
Doç. Dr. İsmail Çetişli, Cahit Külebi’nin şiirlerinin, temelde iki ana içerik ekseni çevresinde oluştuğunu vurguluyor. “Bunlar, ben merkezli şiirler ve sosyal merkezli şiirlerdir". İkinci kümedeki şiirleri doğa, yaşam, insan, olay ve durumlar ile ilgili Çetişli’ye göre.
 Adı dilimizden düşmeyen büyük ozan Cahit Külebi’yi 20 Haziran 1997 günü yitirmiştik. Külebi ve şiiri konusunda, gerek kitapları ve ge­rekse genel şiir sanatı konusunda birçok yazı yayımlanmıştır. Bu arada iki de ki­tap. yayımlanmıştı. Doç. Dr. İsmail Çe­tişli, onun kişiliğini ve şiirini inceleyip ir­deleyen üçüncü kitabı yayımladı: Cahit Külebi ve Şiiri.
Çetişli, kitabın başına Türk şiirine ge­nel bakış konusunu irdeleyen uzunca bir yazı koymuştur. Bu yazıda, yeni Türk şiirinin yıllar içindeki gelişimini belirtmiş­tir. Bu gelişimi tümüyle ele almak istemi­yorum burada. 1940 sonrası dönemi ele alırken Garipçiler, İkinci Yeni, Hisarcı­lar, Yeni İslamcılar bölümlemelerini yapmıştır; bir de Bağımsızlar kümesine değinmiştir. Külebi’nin bu kümeleme­ler içindeki yerini ise kitabın sonuç bö­lümüne bırakmıştır.
Külebi’nin yaşamı ve yapıtları
İsmail Çetişli, Külebi konusunu ince­lerken, kitabın birinci bölümünde onun yaşamını, fikirlerini, yapıtlarını ortaya koymuştur. Külebi’nin doğum yeri ve ta­rihi ile ailesi öncelikle belirtilmiştir. Do­ğum tarihinin 9 Ocak 1917 olduğu ge­nel olarak bilinmektedir; Çetişli, bu ta­rihin 10 Ocak 1917 olması gerektiğini belirtmiştir. Ailesi ile ilgili bilgiler geniş bir ortamda ortaya konulmuştur. Bu ara­da, öğrenim yıllarına ve öğrenim durumuna da genişçe yer verilmiştir kitapta. Üniversite ve askerlik yılları üzerinde de durulmuştur. Süheyla Hanımla evliliği, memuriyet yılları da bu arada genişçe açıklanmıştır. Son olarak da emeklilik yılları ile ölümü konusunda bilgiler ve­rilmiştir.
Külebi’nin edebi yaşamına da geniş olarak yer vermiş; şiire yönelişi, bu yö­neliş yıllarındaki toplumsal, kültürel ve yazınsal çevresine de değinilmiştir. Sivas Lisesi’nin Toplantı adlı dergisinde ya­yımlanan ilk şiir denemeleri irdelenmiş ve kitabın sonuna bu ilk şiirleri eklen­miştir. Daha sonra, ustalık yılları, kitap­ları konularında bilgiler verilmiş, kitap yazış biçimi konusuna değinilmiştir.
Kitabın bir bölümü Külebi’nin yazın­sal düşüncelerine ayrılmıştır. Önce şiir konusundaki düşünceleri ve söyledikle­ri irdelenmiştir. Çeşitli konuşmalarına, Şiir Her Zaman adlı kitabındaki yazıla­rına dayanılarak şiir konusundaki dü­şünceleri ortaya konulmuştur. Şiire çeşitli yönleriyle değinen Külebi’ye göre, “şiir bütün ilkelliğine, kuralsızlığına, ba­şıboşluğuna karşın sanatların insana en yakını ve belki de en soylusudur." O şi­iri başka açıklamalarla da ortaya koy­muştu. Çetişli, bu değişik tanımlamala­rına da kitapta yer vermiştir. Şiirde ko­nu, yapı, dil, biçem konuları da ayrıntı­lı olarak ortaya konulmuştur. Küle­bi’nin, dil konusundaki duyarlığını bili­yoruz. Ona göre dilin önemi büyüktür şiirde; “şiir öyle bir müziktir ki, onun çalgısı dildir” “Şiir, insanın kendi ana dili çalgısında söylenen bir türküdür ve “şiir söz sanatıdır” ona göre.
Kitapta, Külebi’nin yazınsal akımlar, ödüller, sanatçı-devlet ilişkisi, eleştiri, Türk yazını (Divan yazını, Halk yazını, Tanzimat’tan Cumhuriyet’e yazınımız, Cumhuriyet dönemi) ve özellikle dil, yazın eğitimi ve öğretimi ko­nuları üzerindeki dü­şüncelerine de yer ve­rilmiştir. Bu arada, mi­zacına ilişkin bilgiler de verilmiştir. Çetişli, mi­zaç özelliklerini şöyle açıklamıştır: "Kibarlık, nezaket, tevazu, çekin­genlik, hassasiyet, alın­ganlık, onurluluk, evi ve ailesine bağlılık, işinde çalışkanlık, her­kese uzanan geniş bir sevgi, temiz yüreklilik" (s. 101). Bu özellikleri­ne ben de katılırım, sa­nırım tanıyanların hep­si katılır.
Bu bölümün sonun­da, yapıtları ve şiirlerinin yabancı dillerdeki çevirileri geniş olarak düzenlenip sunulmuş­tur. Şiirlerinin İngiliz­ce, Fransızca, Alman­ca, İtalyanca, Rusça, Romence, Bulgarca, Felemenkçe’ye çevril­diğini; ayrıca Azerbay­can’da, Kazakistan’da ve Türkmenistan’da bu şivelerle yayımlandığı­nı biliyoruz.
Şiirlerde içerik
Çetişli, Külebi’nin şiirlerinin, temelde iki ana içerik ekseni çevresinde oluştuğunu vurgulamıştır. "Bunlar, ben merkezli şiirler ve sosyal merkezli şiirlerdir". İkinci kümedeki şi­irleri doğa, yaşam, insan, olay ve durum­lar ile ilgilidir Çetişli’ye göre. Dediği gibi, bu ayırım yüzde yüz ayırıcı bir kesinlik sayılamaz; Çünkü, her iki grup me­tinlerde de birtakım karşılıklı geçişler söz konusu olabilmektedir". Çetişli, da­ha sonra şunu yazmıştır: "Ferdi ben ile bu benin içinde yaşadığı dünya, hayat ve bu ikisini dolduran unsurların ilişki­leri ve bunların daha çok yüzeysel görü­nümleri" (s. 114).
Böyle bir görüş açısından yola çıkarak Külebi’nin şiirlerindeki içeriği ayrıntılı, belgelere de dayandırarak sunmuştur. İlk olarak bireysel (ferdi) temaları ele al­mıştır. Külebi’nin, şiirlerinin büyük bir kısmında kendi beni üzerine eğilmiş oluğunu da vurgulamıştır. Bu temaları incelerken sevgi, özlem ve ayrılık, cinsel­lik, kadın güzelliği, yaşama sevinci, gur­bet ve yalnızlık, öte duygusu, yaşlanma duygusu, bedbinlik, ölüm, doğa, sanat konularını geniş ölçüde: örnekler vere­rek ortaya koymuş. Külebi’nin şiirlerin­de nasıl yer aldıklarını böylece belirt­miştir.
Toplumsal temalar da aynı titizlik ve duyarlıkla ele alınmış, ayrıntılı olarak, belgelenerek açıklanmıştır. Bu genel te­mayı da memleket, coğrafya, insan ve tarih, insan sorunları, yozlaşma, portreler (Atatürk, Baki, Karacaoğlan, Nu­rullah Ataç, Ceyhun Atuf Kansu, Guil­laume Apollinre alt başlıkları ile şiirleştirmiş olduğunu belirtmiştir. Çetişli’nin belirttiği gibi, "Yozlaşmaya şiddetle karşı çıkan Külebi, kimi zaman alaycı, çoğu zaman da sert bir tenkitçi tavırla yozlaşma ve yozlaşmış insanın karşısına çıkar. İnsan ve toplumun böyle bir olumsuz süreç içinde bulunmasından derin bir üzüntü duyduğu da bir gerçektir.” Aldığı örneklerden birini ben de alıyorum "Bir Yılbaşı Gecesi" şiirinden: "Arkadaşlarım oldu zaman zaman/ Çoğu hergele çıktı/ Öylesini gördüm ki bazen/ Altın bir çocuktu".
Atatürk’ü çok sevdigğini biliyoruz. "Atatürk’ e Ağıt" Şiiri ile ünlü Atatürk Kurtuluş Savaşında kitabını hemen an­malıyım.
Külebi’nin Şiirlerinde yapı
Kitabın üçüncü bölümü, şiirlerindeki yapı konusunu işlemektedir. Çetişli’nin belirttiği gibi, "edebi eser, muhteva, ya­pı ve dil üçlüsünün ferdi bir tarzda sen­tez edilmesinden doğan bir metindir.” İçerikten (muhteva) sonra yapı konusuna eğilmiş ve Külebi’nin şiirinin yapı özelliklerini bircik bircik göstermiştir. Çetişli’nin dediği gibi, "Edebi eserin ya­pı/formunu, sadece göze hitap eden dış yapıdan ibaret zannetmek yanlıştır. Dış yapıyı şekillendiren bir de iç yapı mev­cuttur. Muhtevanın bütün veya dış yapı sınırları içindeki inşası, kompozisyonu, iç yapıyı meydana getirir. Edebi eser, dış ve iç yapının ahenkli bütünlüğünde ha­yat bulup ayağa kalkar, yürür ve usta sanatkarın kaleminde dans etmeye başlar (s. 215). Bu görüşten yola çıkarak şiiri­nin yapısı değerlendirilmiştir.
Çetişli, şiirlerin nazım şekli üzerinde durmuş ve şiirleri uzun metinler, orta uzunlukta metinler, kısa metinler olarak değerlendirmeden geçirmiştir. Bundan sonra nazım birimi çerçevesinde değer­lendirmeye yönelmiştir. Ölçü, uyak ve redif konusunda da geniş bir inceleme ve örneklemeye girmiştir.        
Böyle bir incelemeden sonra şiirlerde dil ve biçem konusuna eğilmiştir. Külebi’nin dile çok önek verdiğini biliyoruz. Türkçe onun üzerine titrediği bir ana dildir. Çetişli, dil konusunu incelerken önce sözcek serveti üzerinde durmuş, sözcük servetinin yaşayan Türkçe olduğunu özellikle be­lirtmiştir. Külebi, bir şi­irinde "Köylü dilinde türkü çağırdım/ Onlarla gülüp ağlayarak" demiş, dil konusuna böylece de değinmişti. Çetişli, hal­kın söyleyiş biçimiyle şi­ire taşınan sözcükler, halkın kullandığı ortak sözcükler ve deyimler konusunda örnekler vermiş, masal, aşık şiiri, destan, türkü biçemin­deki şiirlerini örnekler vererek anmıştır.
Külebi, kullandığı ba­zı sözcükleri zaman için­de değiştirmiştir. Bu de­ğişikliklerin de örneklendiğini görüyoruz ki­tapta. Şiirlerdeki dize ve tümce yapısı da örnek­lerle incelenmiştir. Şiir­lerdeki biçem konusu da ayrıntılı olarak ve örnek­lenerek ortaya konul­muştur. Şiirlerin lirizm, ironi, imge yönünden de değerlendirilmesi yapıl­mıştır. Şiirlerdeki ritm (uyum) de örneklerle in­celenmiştir. Bu arada di­ze yinelemeleri, deyim yinelemeleri, sözcük yi­neleyerek oluşturulan dizeler şiirlerdeki söz di­zimi, ses yinelemeleri üzerinde durulmuştur. Külebi’nin uyak, redif konusundaki tutumu ile şiirlerindeki öl­çü uygulamasına da geniş yer ayrılmıştır kitapta ve örnekler sunulmuştur. Şiirle­rinde görülen benzetmeler de örneklen­miştir, betimlemelere yer verilmiştir. Çe­tişli, kitabın sonuç bölümünde Külebi’nin şiirinin özet değerlendirmesini yapmıştır. Çetişli’ye göre, Külebi, "ne çok büyük ihtirasların, ne metafizik ürperişlerin, ne ham ve basit bir ideolojinin, ne de gözü yaşlı bir santimantalizmin şa­iridir. Külebi, belli bir çevre veya tabiat içinde, çoğu zaman müşterek olarak ya­şadığımız günlük hayatın çeşitli görü­nümleri, ümitleri, kırılışları, sevinçleri ve hüzünlerinin şiiri peşindedir. İnsanı, top­lumu ve tabiatı tarihi bir derinlik ve fel­sefi bir boyutu yakalama endişesinden uzaktır". Şiirlerinde toplumsallık da ge­niş bir boyut göstermektedir. İnsan ve toplum değerlerindeki yozlaşmayı da şiirleştirmiştir. Kısa dizeleri yeğlemiştir şiirlerinde. O, "bize ve geleneğimize çok yakın sıcak ve samimi bir dil ve üslupla kendine has ve orijinal bir şiir dünyası kurmuştur" .
Çetişli, böylece, Külebi’nin şiirleri konusunu bütün yönleriyle ince­lemiş, irdelemiş, birçok kişinin görüşle­rinden de yararlanarak gerçek durumu göstermiştir. Külebi, böylece, sağlam bir irdelemenin sonucunda bütün kimliğiy­le önümüze serilmiştir. Geniş bibliyog­rafyanın eklenmesi de Külebi’yi yeniden değerlendirecekler için tam bir kaynak­çadır. Daha sonra çıkacak yazılar ya da kitaplar bu kaynakçaya eklenebilir.
Büyük ve zaman alıcı bir emeğin ürü­nü olan kitap sanatçılarımızı değerlendirme ölçüsü olarak her zaman başvuru kitabı olacaktır.
Cahit Külebi ve Şiiri/ Doç. Dr. İsmail Çetişli/ İnceleme-Değerlendirme/ Akçağ Yayını/ Ankara 1998/ 363 s.
 
 
"CAHİT KÜLEBİ ve ŞİİRİ"
Mevlüt ÇELİK
(Ay Işığı, S.13, Kış 1999, s.63-64)
 
Doç. Dr. İsmail ÇetişIi, Cahit Külebi ve Şiiri, Akçağ, Ankara 1998
 
Türk edebiyatının, bilhassa Yeni Türk E­debiyatı sahasının en mühim çalışmaları -bir araştırma disiplini olması hasebiyle- şüphesiz biyografi, inceleme ve monogrofilerdir. Prof. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Yahya Kemal, Prof. Dr. Mehmet Kaplan’ın Namık Kemal ve Tevfik Fikret; Prof. Dr. Birol Emil’in Mizancı Mehmed Murad Bey; Prof. Dr. Necat Birinci’nin Faruk Nafiz, Prof. Dr. M. Orhan Okay’ın Beşir Fuad, adlı monografik çalışmaları, bu nevin en güzide örneklerini teşkil etmesi bakımından dikkate şayandır.
Bu biyografi-incelemelerden birisi de, Doç. Dr. İsmail Çetişli’nin Akçağ yayınlarından çıkan 1930 sonrası Türk sanat hayatının önde gelen simalarından Cahit Külebi’yi edebiyat kamuoyuna tanıtan Cahit Külebi ve Şiiri adlı çalışmasıdır. Cahit Külebi ve Şiiri, şahsiyet-­devir-eser üçgeninin oluşturduğu geniş bir ze­minde tasarlanmış, -ancak yazarın metodik yaklaşımının bir gereği olarak- eser, başlı başına bir hareket noktası olarak ele alınmıştır.
Cahit Külebi ve Şiiri; Ön Söz, Kısaltma­lar, Giriş, Sonuç, Bibliyografya ve İndeks’in dışında dört ana bölümden oluşmaktadır.
Doç. Dr. İsmail Çetişli, Giriş’te Cahit Külebi’nin yaşadığı Cumhuriyet döneminin Türk şiiri açısından umumi manzarasını çizer. Söz konusu devre ait panoramanın en mühim hususiyetini belirtmek maksadıyla merhum  Prof. Dr. Mehmet Kaplan’ın "şiir ormanı" teşbi­hini hatırlatan yazar, dönemin edebi yönelişleri­ni "ani çakıp sönen yıldızlar"a benzetmektedir. Zira Cumhuriyet dönemi Türk şiiri angaje ede­biyat ile halis edebiyatın münavebeli olarak yer değiştirdiği istikrarsız bir dönemdir. Doç. Dr. Çetişli, Cumhuriyet dönemi Türk şiirini, -Prof. Dr. M. Orhan Okay ve İnci Enginün’ün yaptığı gibi- kronolojik bir tasnifle üç ayrı periyodik dönemde ele alır: 1908-1923, 1923-1940 ve 1940 sonrası. Ancak yazara göre Cahit Külebi, asıl kimliğini yani, edebi şahsiyetini ve kendine has şiir üslubunu 1940′1ı yıllarda bulmuş olması dolayısıyla üçüncü kuşak şairleri arasında yer almaktadır. Yazarın yaptığı bu tasnif ve tayinde "nesil" (=generation) fikrinin belirleyici bir fonksiyon üstlendiği açıktır.
Birinci Bölüm’de Külebi’nin hususi ve sanat hayatı üzerinde etraflıca durulup edebi fikirleri ele alınmış ve mizacına dair parça parça dikkatler serd edilmiştir. Böylelikle hem şairin biyografisi ve hem de yaşadığı dönemin hakim temayülleri ve edebiyat çevreleri tanıtılmıştır. Şairin hususi hayatı üzerinde durulurken onun mizacını yapan ve bir bakıma sanatına da tesir eden en bariz karakteristik hususiyetleri ortaya konmuş, daha sonra Külebi’nin sanatı üzerinde durulmuştur. Doç. Dr. İsmail ÇetişIi’nin verdiği bilgilere göre Türk Mavisi şairinin şiir yazış tarzı hayli ilgi çekicidir:

 

İkinci, Üçüncü ve Dördüncü Bölümler’de -metinden hareketle prensibi gereğince- Cahit Külebi’nin şiirleri -sırasıyla- muhteva, yapı, dil ve üslup bakımından incelenmiştir. Kanaatimiz­ce bu şekilde eserden şahsiyete geçilmek iste­nilmiştir.
Cahit Külebi’nin Şiirlerinde Muhteva adı­nı taşıyan Üçüncü Bölüm’de Doç. Dr. İsmail Çetişli Külebi’nin şiirlerini tematik bir inlemeye tabi tutar ve Türk Mavisi şairinin bütün şiirlerini konuları bakımından iki temel üzerine oturtur: Ben merkezli ve sosyal merkezli şiirler. Yazara göre Külebi’nin asıl şöhretini yapan memleket şiirleridir. Burada söz konusu edilen memleket, tarihi, coğrafyası ve insanıyla Anadolu’dur. Ancak Külebi’nin şiirlerinde "memleket"e yö­nelişi sebepsiz değildir: Yazarın da ifade ettiği gibi içinde büyüdüğü, kültür ve mizacının şe­killendiği Anadolu, Tokat’a Doğru şairine bir mensubiyet şuuru kazandıracak kadar sanat hayatında belirleyici rol oynamıştır. Bizce bu bölümde -bilinenin aksine devirden hareketle eser ve şahsiyete gidilmek istenmiştir.
Üçüncü Bölüm, Cahit Külebi’nin Şiirle­rinde Yapı adını taşımaktadır. Bu bölümde Külebi’nin şiirleri dış (nazım şekli) ve iç yapı bakımından ele alınmıştır. Nazım şekli göz ö­nüne alındığında Külebi’nin şiirleri uzun, orta ve kısa olarak üç kategoride incelenirken, iç yapı olarak da, nazım birimi, vezin, kafiye ve redif gibi unsurlar açısından şiirlerin tafsilatlı bir dökümü çıkarılmıştır.
Dördüncü Bölüm, Külebi’nin şiirlerinin dil ve üslup bakımından incelenmesine tahsis edilmiştir. Doç. Dr. İsmail Çetişii, bu bölümde Külebi’nin şiirlerini kelime, mısra ve cümle seviyesinde inceler ve Cahit Külebi’nin şiir di­linde isim soylu kelimelerin ilk sırayı aldığını, ancak kronolojik olarak bu kelimelerin şair tara­fından sinonimleriyle değiştirildiğini ifade eder ve şiirlerindeki kelime kadrosu göz önüne alın­dığında Külebi’nin üslubunun temel ve belirle­yici niteliklerinin yalınlık açıklık, sadelik, tabii­lik ve samimilik olduğunu söyler. Ancak, yer yer bu sadelik ve yalınlığın kesintiye uğradığı da inkarı gayr-ı kabil bir hakikattir.
Doç. Dr. İsmail ÇetişIi, Sonuç bölümün­de, Cahit Külebi’nin Türk edebiyatı tarihi ve Türk şiiri geleneği içerisindeki yerini tespit eder: Milli kaynaklardan beslenen, fakat aynı zamanda orijinal bir şair.
Muhakkak ki kitabın en mühim hususiyeti, Prof. Dr. Mehmet Kaplan’dan itibaren sü­regelen "eserden şahsiyete gitme" anlayışıyla kaleme alınmış olmasıdır. Bunun içindir ki Ca­hit Külebi ve Şiiri’nin ağırlık noktasını şiir incelemeleri oluşturmaktadır.
Şimdiye kadar tanıtmaya çalıştığımız ­Cahit Külebi ve Şiiri adlı kitaba Külebi hakkın­da başvurulabilecek umumi ve hususi kaynaklar ile Cahit Külebi’nin Kitaplarına Girmeyen Şiir­leri ve özel şiir isimlerini ihtiva eden bir indeks bölümü de eklenmiştir.
 
 
BATl  EDEBİYATlNDA EDEBİ AKIMLAR
 
(İlesam Haber Bülteni, S.48, Oc.-Mart 1999, s.11.)
 
            Doç. Dr. İsmail ÇETİŞLİ’nin Kardelen Kitabevi Yayınları arasında yer alan bu eserinin ilk baskısı 1997 yılında yapılmıştı. Elimizdeki kitap genişletilmiş ikinci baskısı. Bu tarz bir eserin bir yıl aradan sonra yeni bir baskısının yapılması ihtiyacın ve ilginin bir sonucudur.
Yazar, önsözde edebi akımları edebiyat biliminin alt birimlerinden birisi olarak niteledikten sonra eserin oluşmasına imkan sağlayan birer edebiyat iklimi olarak nitelemektedir. Tanzimat sonrası Türk edebiyatının gelişiminde Batı edebiyatının önemli bir yeri vardır. Batı edebiyatını ve oradaki edebi akımları tanımadan yenilikçi Türk edebiyatının sağlıklı bir şekilde değerlendirilmesi oldukça zordur. İşte eserin ortaya çıkmasını sağlayan husus budur. Eserin ortaya çıkmasındaki ikinci bir husus ise bilhassa taşradaki üniversite öğrencisinin kaynak eserlere ulaşmadaki zorluklarıdır.
Kitabın “giriş”inde sanat, edebiyat ve edebi akım kavramları üzerinde duruluyor. Birinci bölüm "Batı Edebiyatıııda Edebi Akımlar", ikinci bölüm "Değerlendirme Sonııç", üÜçüncü bölüm "Metinler" başlığını taşıyor.
            Çok amaçlı eserlerde bibliyografyaların daha geniş tutulmasında yarar var. Ayrıca eklenecek bir genel dizin de eserin değerini artırdığı gibi kullanımını da kolaylaştıracaktır.
Meraklıları ve edebiyat tahsili yapanlar için bir başucu kitabı. (Kardelen Kitabevi Kültür Sitesi No1: ISPARTA)
 
 
"BATI EDEBİYATINDA EDEBI AKIMLAR"
Mevlüt ÇELİK
(Ay Işığı, S.13, Kış 1999, s.61-62)
 
Doç. Dr. İsmail ÇetişIi, Batı Edebiyatında Edebi Akımlar, Kardelen Kitabevi, Isparta 1998
Batı realitesi, 1699 Karlofça Müahe­desi’nden bu yana Şark milletlerinin karşısında aşılmaz bir duvar olarak durur. Bu tarihte uğradı­ğımız askeri mağlubiyet, gittikçe artan bir iv­meyle hayatın diğer sahalarına da sirayet eder. 18. yüzyıl ve 19. yüzyılın ilk yarısı çökmekte olan Osmanlı Türk-İslam devletini kurtarmak için yapılan ıslahat girişimlerinin akim kalmasıyla sonuçlanır. Tanzimat’la birlikte tüm bu palyatif ve sathi reformların devlet eliyle yapılması karara bağlanır. Fakat Tanzimat’ın ilanından yaklaşık yirmi yıl sonra askeri, eğitim ve teknik alanlarda­ki "muassırlaşma" (=çağdaşlaşma), "yenileşme" (=modemleşme) ve bu kavramlara eş değer ola­rak kullanılan "garplılaşma" (=batılılaşma) tabi­rinin, edebiyat sahasında da yüksek sesle telaffuz edildiği görülür. İşte bu tarihten (1859) itibaren "batı"ya edebi bir değer de izafe edilerek batı edebiyatı ve edebiyatları bazen tür bazen teknik, teori, terminoloji ve bazen de "edebi akımları"yla sanatkarlarımızın ve sanat hayatımızın günde­minde mehaz olarak mühim bir mevki işgal et­meye başlar. Hatta Batı edebiyatları, Tanzimat’­tan sonraki yenileşme, Ara Nesil, Servet-i Fünun, Fecr-i Ati, Milli Edebiyat ve Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatına halk ve klasik edebiyatımızın yanında bir kaynaklık da teşkil eder. Tanzimat döneminde başlayan Fransız tesiri yirminci asra kadar devam eder. XX. asrın ikinci yarısından itibaren İngiliz, Rus, Amerikan ve İskandinav ülkelerinin edebiyatları da gerek şiirimizi gerekse hikâye ve romanımızı tesir altına almaya başlar.
Bu meyanda yeni Türk edebiyatının bir problematiği olan Batı edebiyatları İngiliz Edebiyatı Tarihi, Tanzimat Edebiyatında Fransız Tesi­ri, Edebiyat Kuramları ve Eleştiri, Batı Edebiyatı, Rönesans Devri Cihan Edebiyatı gibi eserlerle anlaşılmaya ve değerlendirilmeye çalışılır. İşte bu bağlamda, -öğrencisi olmaktan kıvanç duyduğum muhterem hocam- Doç. Dr. İsmail Çetişli’nin ilk baskısı Fakülte Kitabevi tarafından yapılan ve bu yazımıza konu edindiğimiz Batı Edebiyatında Edebi Akımlar eseri büyük bir önem arz etmek­tedir.
Doç. Dr. İsmail Çetişli, eserinin daha Ön Söz’ünde -tevazu göstererek- Batı Edebiyatında Edebi Akımlar’ın  "( …) taşradaki öğrenci ve öğ­retmenlerin kaynaklara ulaşmadaki imkansızlık­ları ve bunun doğurduğu sıkıntılar…"dan doğdu­ğunu söylese de gerçekte sözüne ettiğimiz eser, Tanzimat sonrası Türk edebiyatının en önemli kaynaklarından birini teşkil eden batı edebiyatla­rında hakim olan temayüller ve akımların izahı ve tenkidi ihtiyacından doğmuştur.
Batı Edebiyatında Edebi Akımlar, -yazarın da ifade ettiği gibi- Giriş, Sonuç ve Bibliyografya kısımlarını saymazsak üç ana bölümden müte­şekkildir. Giriş’te insan davranışlarının sebep ve gayesi üzerinde durulup sanatın güzellik sevk-i tabiisinden doğduğu ifade edilerek sanata dair çeşitli tanımlar sıralandıktan sonra, sanatın ob­jektif ve genel geçer bir tarifi yapılmış ve mahi­yeti üzerinde durulmuştur:

 

Sanatın ilk ve belirleyici vasfının insan e­seri olduğunu ifade eden Doç. Dr. İsmail Çetişli’ye göre, sanat eserini diğer yapılardan ayıran en bariz nitelikler, onun faydaya bağımlı olmaması, orijinallik, teklik, ferdilik, çok anlam­lılık ve yeniden yaratılmaya hazır oluşu’dur. Hegel’in güzel sanatlara dair klasik tasnifini ha­tırlatan yazar, edebiyat-dil, edebiyat muhteva­-yapı, edebiyat-kültür ilişkisi üzerinde durduktan sonra edebiyat akımının ne olduğu sorusuna şöyle cevap verir:

 

Yazar, edebi akımın bu şekilde sosyolojik bir tarifini yaptıktan sonra her akımın kendine has kültürel, felsefi ve estetik bir zemine sahip olduğunu ve edebi akımların diyalektik bir or­tamda etki-tepki prensibine binaen neşv ü nema bulduklarını ifade eder.
Birinci Bölüm’de Hümanizm ve Rönesans­’tan başlayarak Klasisizm Romantizm, Realizm, Natüralizm, Pamasizm, Sembolizm, Empresyo­nizm, Ekspresyonizm, Kübizm Fütürizm, Dadaizm, Letrizm, Sürrealizm, Egzistansiyalizm ve Postmodernizm’in umumi bir tarifi yapılarak bu akımların doğduğu ortam ve genel nitelikleri sıralandıktan sonra bahis konusu akımların yeni­leşme dönemi Türk edebiyatı üzerindeki tesir seviyeleri tespit edilmiştir. Her akımı temsil eden sanatkar ve eserler de bu bölüme eklenmiştir. Okunduğunda açıkça görüleceği üzere bu bölüm­de, edebiyat akımlarıyla ilgili olarak verilen teo­rik bilgiler ağırlık teşkil etmektedir.
Batı Edebiyatında Edebi Akımlar kitabının -kanaatimizce- en mühim hususiyeti, yazarın bir yığın nazari malumatı aktarmakla yetinmeyip bu bilgileri muayyen bir metin üzerinde pratik olarak sağlamasını yapmasıdır. Bu, bir bakıma teo­rinin pratik ile doğrulanmasıdır. Dolayısıyla, "Göl" Şiirinin Edebi Akımlar Açısından Tahlili, "Madame Bovery"de Realizm ve Maupassant ve Çehov Tarzı Hikâye adlı alt birimlerden oluşan Değerlendirmeler adını taşıyan İkinci Bölüm, kitabın -okuyucu açısından bakıldığında- en mü­him ve didaktik bir yönünü oluşturmaktadır. Ni­tekim yazar, ilk bölümde edebi akımlar ile ilgili vermiş olduğu son derecede anlaşılması zor, so­yut ve nazari bilgileri bu bölümde tatbik sahasına taşımıştır.
Doç. Dr. İsmail Çetişli, Değerlendir­meler’de dünya edebiyatında Maupassant ve Çehov tarzı olmak üzere iki tarz hikâyenin mev­cudiyetinden bahisle bunlardan birincisinin "gi­riş", "gelişme", "sonuç" bölümleri üzerine kurulu klasik bir yapı; ikincisinin ise "giriş" ve "sonuç" bölümleri olmamaksızın ‘durum hikâyeciliği’ üzerine dayalı bir tarz olduğunu ifade eder. Doç. Dr. İsmail Çetişli’ye göre bizde Maupassant tarzı hikâye Ahmet Midhat ve Emin Nihat’la başlama­sına rağmen Türk okuyucu su Çehov tarzı hikâye ile ancak XX. Asrın ilk yarısında Memduh Şev­ket Esendal’ın hikâyeleri vasıtasıyla tanışabilmiş­tir.
Sonuç bölümünde Doç. Dr. İsmail Çetişli, Batı edebiyatlarında görülen bu denli çeşniliğe rağmen başlangıçtan günümüze uzanan iki temel görüşün varlığından bahseder: Mimesis ve soyut sanat tarzı.
Küçük bir antolojiyi hatırlatan üçüncü ana bölümü ise, Dante, Petrarca, Ronsard, La Fontaine, Goethe, Shelley, Alfred De Vingy, Edgar AlIan Poe, Alfred De Musset, Jose-Maria De Heredia, Charles Baudelaire, Stephane Mallerme, Paul Verlaine, Paul Valery, Guillaume Apollinaire, Filip Marinetti, Tristan Tzara, Paul Eluard, B. Peret, Alphonse Daudet, Guy De Maupassant, Anton Çehov, Franz Kafka gibi batılı sanatkarların şiir ve hikâyelerinden seçme metinler teşkil eder.
Batı Edebiyatında Edebi Akımlar, okuyu­cunun zihnini meşgul eden ‘edebi akım’ mefhu­munu gerek bilgi ve gerekse uygulama olarak kavratan teori-pratik tasarımlı bir eserdir.
 
 
DEĞERLENDİRMELER
 
Metin Tahlillerine Giriş/1-Şiir
Doç. Dr. Recep DUYMAZ
 
(Türk Dili, S.646, Ekim 2005, s.378-380)
 
Prof. Dr. İsmail Çetişli, Metin Tahlillerine Giriş/1-Şiir, Akçağ yayın­ları, Ankara 2004, 286 s.
 
Türk sanatının kökleri tarihin derinliklerine kadar uzanır. Sanat dalları­mızdan biri olan edebiyatımızı, sekizinci yüzyıldan itibaren günümüze gelin­ceye kadar yazılı metinlere dayalı olarak takip edebiliyoruz. Bu uzun süre boyunca başta edebiyat olmak üzere güzel sanatların hemen her dalında pek çok sanatçımız eserler vermiş ve Türk insannın sanat ihtiyacını karşılamıştır.
Sanat eserlerimizin çokluğu yanında onları okuyan, yorumlayan, bilimsel yöntemlerle çözümleyen ve bu tür çalışmalardan yola çıkarak sanatımızın kuramsal yönlerini ele alan eserlerimiz çok azdır. Ülkemizde Mehmet Kap­lan’ın başlattığı metin tahlili çalışmalarının soluk bir çizgi halinde de olsa devam ettirildiğini görmek, bu alandaki eksikliklerimizi düşünürken bize teselli kaynağı olmaktadır. İsmail Çetişli’nin kitabı, bu tür çalışmalardan biridir.
Kitap, "Ön Söz"den sonra dört bölüm halinde düzenlenmiştir. Yazar, "Ön Söz"de edebiyat eserinin okuyucusunun karşısında ontolojik olarak bulu­nuşunu esas alan kuramlardan hareketle, bir bütün olarak vücuda getirilmiş edebiyat metninin önemini vurgulamıştır. Başta yapısalcılık olma üzere batı kökenli bu kuramlara göre tamamlanmış bir "bütün" olan eser, edebiyat ince­lemelerinin esasıdır, temelidir. Edebiyat bilimcisinin yapacağı ilk iş, ona yö­nelmek ve onunla boğuşmaktır. Ayrıca "Ön Söz"de metin tahlilinin ne olma­dığı üzerinde durulmuştur. Metin tahlili, okunan bir edebiyat metninin bi­linmeyen kelimelerini sözlüklerden bulup çıkarmak, onu günümüz diliyle nesir cümlesine çevirmek, vezin ve kafiyesi üzerinde oyun oynamak, nazım şekli ile nazım birimini söylem edebiyat sanatlarını belirlemek ve "konusu üzerinde sübjektif nutuklar çekmek değildir". Edebiyat eserinin muhteva, yapı, dil ve üslubu, tamamlanmış bir bütün olarak kabul edilmeden eser üze­rinde yapılan çalışmaları metin tahlili olarak kabul etmek mümkün değildir.
Yazara göre metin tahlilcisi, edebiyat tarihi, edebiyat teorisi, edebiyat tenkidi, karşılaştırmalı edebiyat ve edebiyat sosyolojisi gibi disiplinlerle donanımlı olmalıdır. Bunların yanında edebiyat eserinin bir bakıma arka planını dolduracak olan psikoloji, teoloji, tarih ve hukuk gibi bilim dallarında da birikim sahibi olmalıdır. "Ayrıca sağlam ve sağlıklı bir metot bilgisi, gelişmiş bir analiz, sentez ve mukayese becerisi, sabır, ciddiyet ve objektiflikle desteklenen metni anlama azmi, güçlü bir sezgi, pürüzsüz ve akıcı bir kalem kabiliyeti" metin tahlilci­sinin vazgeçilmezleri arasındadır.
Eserde "Giriş” başlığını taşıyan herhangi bir bölüm yoktur. "Ön Söz"den sonra gelen birinci bölüm, "Şiir ve Şiir Tahliline Dair" başlığını taşır ve I. Şiire Dair, II. Metin Tahliline Dair olmak üzere iki alt başlık halinde ele alınmıştır.

 

Şiirin, dolayısıyla sanatın kaynağı sorununu, M. Kayabilgegil, Ahmet Hamdi Tanpınar, Ahmet Haşim, Yahya Kemal ve Necip Fazıl Kısakürek’in görüşlerine dayalı olarak açıklar.
" … metin tahlili, herhangi bir edebi eserin, bütünlüğü içinde, o bütünü oluşturan her türlü unsurun en ince ayrıntılarına varıncaya kadar (mana, yapı, dil ve üslup) belli bir metoda bağlı olarak ele alınıp incelenmesi, değerlendirilmesi ve yo­rumlanmasıdır."
Bu bölümün sonunda mensur şiirin edebiyatımızda ortaya çıkması, tanı­tılması, başlıca temsilcilerinin adları ile eserlerinin bir liste halinde verilmesi ve bir de örnek gösterilmesi, konunun bütünlüğünü sağlaması bakımından uygun olmuştur.
İkinci bölüm şiir poetikalarına ayrılmıştır. Cahit Sıtkı, Cahit Külebi ve M. Kayabilgegil’in şiire dair görüşleri değerlendirildikten sonra, Yahya Ke­mal Beyatlı, Ahmet Haşim, Orhan Veli, Necip Fazıl, Ahmet Hamdi Tanpınar, Suut Kemal Yetkin ve Peyami Safa’nın poetikalarını içeren metinlere yer verilmiştir. Bir estetik obje olan şiirin, dolayısıyla sanat eserinin ne olduğunu açıklamayı amaç edinen bu bölümde kültür ve uygarlığımızdan tüten görüşlere dayanılması, estetik kuramlarımızı yerli düşünceden hareketle kurmak arzusunun bir işareti olarak görüyor.
Üçüncü bölüm şiir tahlillerine ayrılmıştır. Burada Mehmet Akif Ersoy’un "İstiklal Marşı", Recaizade Mahmut Ekrem’in "Şevki Yok"u, Tevfik Fikret’in "Mai Deniz"i, Ahmet Ha§im’in "Merdiven"i, Yahya Kemal Beyatlı’nın "Mehlika Sultan”ı, Necip Fazıl Kısakürek’in "Takvimdeki Deniz"i ve Cahit Külebi’nin "İkinci Kişi"si tahlil edilmiştir. Yine bu bölümde Cahit Külebi’nin "Atatürk Kurtuluş Savaşı’nda I"in "Ritm ve Ahenk Unsurları" bakımından incelenmesi ile "Yeni Türk Şiirinde “Memleket” Temasına Genel Bir Bakış" adlı iki yazı daha bulunmaktadır.
Dördüncü bölüm seçilmiş örnek metinlerden oluşmaktadır. Burada 40 sanatkâra ait 37 şiir ile 3 mensur şiir bulunmaktadır. Küçük bir antolojiyi hatırlatan bu seçkide şiirlerin, şairin hangi kitabından alındığı veya ilk basıl­dığı yer, ülkemizdeki bu tür kitaplarda yanlış alarak yerleşmiş bir geleneğe uyularak, belirtilmemiştir. Mensur şiirlerde ise kaynaklar gösterilmiştir.
Kitapta bir dizin bulunsaydı daha iyi olurdu.
Kitabın sonuna konuyla ilgili Türkçedeki kaynakları gösteren yararlı bir bibliyografya eklenmiştir.
Yazar amacını, "edebiyat/şiirden estetik haz alma, hatta onun bilimini yapma arzusunu duyan öğrencilere, gençlere, genç edebiyat bilimcilerine ve edebiyat/şiir sever­Iere yardımcı olabilmektir" şeklinde açıklamıştır. Kitabın yöntemi bu amacı gerçekleştirecek mahiyettedir.
Sanata, edebiyata, şiire, hatta ana dilimize bile ilginin giderek azaldığı bir ortamda dikkatleri edebiyat metinlerindeki güzelliklere çeken, onlara ulaş­manın yollarını gösteren bu kitabın özellikle Türkçe, Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenlerine yararlı olacağını ve onların işlerini kolaylaştıracağını düşünü­yorum.
 
 
METİN TAHLİLLERİNE GİRİŞ/1 ŞİİR ÜZERİNE
Oğuzhan KARABURGU
  (Arayışlar, Yıl:7, S.14, 2005,s.219-220)
   Metin tahlillerinin Batıdaki serüveni düşünüldüğünde bizdekiyle kıyaslanamayacak kadar uzun bir geçmişe sahip olduğu görülür. Uzun bir zaman bizde sübjektif değerlendirmelerin dar kalıbında mevcudiyetini devam ettiren metin tahlili anlayışı, ilmî bir bakış açısına ancak 1940’lı yıllardan sonra kavuşmuştur. Esere dönük metin tahlilinden bahsederken Mehmet Kaplan ismini burada hatırlamak yerinde olacaktır.
   Metin tahlillerinin Batıdaki serüveni düşünüldüğünde bizdekiyle kıyaslanamayacak kadar uzun bir geçmişe sahip olduğu görülür. Uzun bir zaman bizde sübjektif değerlendirmelerin dar kalıbında mevcudiyetini devam ettiren metin tahlili anlayışı, ilmî bir bakış açısına ancak 1940’lı yıllardan sonra kavuşmuştur. Esere dönük metin tahlilinden bahsederken Mehmet Kaplan ismini burada hatırlamak yerinde olacaktır.Prof. Dr. İsmail Çetişli’nin çarpıcı bir şekilde tespit ettiği gibi metin tahlili alelade bir okuyuş etüdü değildir: “Metin tahlili, -pek çoğumuzun zannettiği gibi- metnin bilinmeyen kelimelerini lügatlerden bulmak, onu günümüz diline veya nesre çevirmek, vezni kafiyesi üzerinde oyun oynamak, nazım şekli, nazım birimi ve edebî sanatlarını tespit etmek, konusu üzerinde sübjektif nutuklar çekmek değildir. Zira muhteva, yapı, dil ile bunların alt unsurları bir terkip olarak kabul edilip yukarıda belirtilen çerçevede ele alınmadığı; esere yaklaşmada, onun edebîlik sırrını çözme dışında herhangi bir amaç hedeflendiği müddetçe, o faaliyetin adına metin tahlili demek zordur” (1)
   Akçağ yayınları tarafından yayınlanan Metin Tahlillerine Giriş/1 Şiir isimli kitap metin tahlilleri sahasına katkılarda bulunan kıymetli bir çalışmadır.
   Prof. Dr. İsmail Çetişli’nin ilim ve edebiyat kamuoyunda geniş yankılar uyandıran Memduh Şevket Esendal (İnsan-Eser) (2) , Cahit Külebi ve Şiiri (3) , Batı Edebiyatında Edebî Akımlar (4) gibi eserlerinden sonra Metin Tahlillerine Giriş/1 Şiir isimli eseri de kitapçı vitrinlerdeki yerini almıştır.
   Gerek ilmî mahfillerde, gerekse bu mahfillerin dışında, metin tahliline dönük yayınlanan kitapların ya tamamen teorik bilgilere ya da uygulamalara ayrıldığı görülür. Sayın Çetişli’nin Metin Tahlillerine Giriş/1 Şiir isimli eserinde hem teorik bilgilere hem de bu teorik bilgilerin örnek metinler üzerindeki uygulamalarına yer vermesi, bu eseri ayrıcalıklı kılan özelliklerden bir diğeridir. Bu çalışma hem akademik çevrelerin istifade edebileceği hem de üniversitelerin ilgili bölümlerinde bir ders kitabı, bir yardımcı kaynak olarak da okutulabilecek mahiyettedir. 
Metin Tahlillerine Giriş/1 Şiir, isimli eser dört bölümden oluşan 286 sayfalık bir çalışmadır.
   Birinci bölüm Şiire ve Şiir Tahlillerine Dâir başlığı altında şiire ve şiir tahlillerine ait teorik bilgileri içermektedir. Yazar, bu bölümde şiirin tarifinden, şiiri meydana getiren unsurlara kadar pek çok konuda bilgiler veriyor. Özellikle bizde vaktiyle sık sık karıştırılan, yanlış anlama ve algılamalara sebep olan metin şerhi, metin tahlili ve edebiyat tenkidi gibi konulara da bu bölümde açıklık getirmektedir.
   İkinci bölüm Şiir Poetikaları başlığını taşımakta. Bu bölüm içerisinde Cahit Sıtkı Tarancı, Cahit Külebi, Yahya Kemal Beyatlı, Ahmet Haşim, Orhan Veli, Necip Fazıl Kısakürek ve Ahmet Hamdi Tanpınar gibi şairlerin poetikalarına; M. Kaya Bilgegil ve Suut Kemal Yetkin gibi akademisyenlerin ve Peyami Safa gibi bir romancının şiir hakkında poetik düzeydeki düşüncelerine yer verilmiştir.
   Üçüncü bölüm ise şiir tahlillerine ayrılmıştır. Bu bölümde Mehmet Akif Ersoy, Recaizade Mahmut Ekrem, Tevfik Fikret, Ahmet Haşim, Yahya Kemal Beyatlı, Necip Fazıl Kısakürek, Cahit Külebi gibi şairlerin şiirleri tahlil edilmiştir. Genel olarak şiir incelemesi olarak değerlendirebileceğimiz “Cahit Külebi’nin Bir Şiirinde Ritm ve Ahenk Unsurları” ile “Yeni Türk Şiirinde ‘Memleket’ Temasına Genel Bir Bakış” isimli iki yazıya da bu bölümde yer verilmiştir.
   Kitabın son ve dördüncü bölümü bir seçki mahiyetindedir. Bu bölümde pek çok şairden seçilmiş şiir örnekleri vardır. Kitabın sonuna da genel bir bibliyografya konulmuştur.
   Kendi içerisinde bir bütünlüğü olan bu çalışmada teorik bilgilerle uygulamalar bir arada yer almıştır. Çalışmanın kusuru olarak görülecekse şu noktayı belirtmeliyiz: Çalışmada yer alan şiir seçkisine gereğinden fazla yer ayrılmıştır. Hemen hemen her okuyucunun rahatlıkla ulaşabileceği bu şiir seçkisinde yer alan şiirlerin yerine keşke şiir tahlil metinlerine daha fazla yer verilseydi.
 Eserin bugüne kadar birden çok baskı yapması eserin ilgili alanda rağbet ve takdir gördüğünün bir göstergesidir. Akçağ’dan yayınlanan bu baskısı kitabın üçüncü baskısıdır. Genişletilmiş ve yeniden gözden geçirilmiş haliyle daha geniş kitlelere ulaşacağını düşündüğümüz bu çalışmasından dolayı sayın İsmail Çetişli’yi kutluyor, tecrübe ve bilgi birikimini yeni eserleri vasıtasıyla bizimle paylaşmasını temenni ediyoruz.

 

DİPNOTLAR:
(1) İsmail Çetişli, Metin Tahlillerine Giriş/1 Şiir, 3. b., Akçağ Yay., Ankara 2004, s. 11.
(2) İsmail Çetişli, Memduh Şevket Esendal, İnsan ve Eser, Kardelen Kitabevi, Isparta 1999, 383 s.
(3) İsmail Çetişli, Cahit Külebi ve Şiiri, Akçağ Yay., Ankara, b.t. yok, 363 s.
(4) İsmail Çetişli, Batı Edebiyatında Edebî Akımlar, Akçağ Yay., 6.b., Ankara 2004, 255 s.
(5) İsmail Çetişli, Metin Tahlillerine Giriş/1 Şiir, 3.b., Akçağ Yay., Ankara 2004, 286s.
 
 
Metin Tahlillerine Giriş/1 Şiir
M. Naci ONUR
 
(Bizim Külliye, S.23, Mart-Nis.-May.2005, s.63.)
 
Yapılanlar insanın ruhunda bir estetik ve heyacan uyandırıyorsa, o, sanattır.”
 
Prof. Dr. İsmail Çetişli’yi henüz doktora çalışması yaptığı yıllarda, Fırat Üniversitesinde beraberce görev yaptığımız yıllardan tanıyorum. Bu sahaya gönül vermiş, okumayı, yazmayı, araştırmayı ve bunları bütün hâline getirerek bir sonuca varmayı kendisine şiar edinmiş bir arkadaşımızdı. Yine öyledir. Böyle olduğu yayınladığı eserleri sayısının çokluğuyla belgeleniyor.
Elimizdeki eser Metin Tahlillerine Giriş/1 Şiir başlığını taşıyor.
Sayın Çetişli eserine bir ön sözle başlarken “Bu sebeple edebiyat bilimcisinin görevi edebiyat eserlerinin kıyısında, kenarında veya dışında dolaşmak değil, bizzat ruhuna nüfuz edip güzellik sırlarını keşfederek okuyucuya sunmak; en azından sezdirmektir. Bahis konusu estetik terkip üzerinde yapılması icap eden en önemli iş de metin tahlili olmalıdır.” diyor ve bu işin basit olmadığını, ihtisas işi olduğunu vurgulamaya çalışıyor.
Eser dört bölümden meydana getirilmiş. Birinci bölümde Şiire Dair başlığıyla şiir, güzel ve güzellikle ilgilendirilmiş, sanatın değişik tarifleri yapılmış; sanat ile edebiyat, edebiyat ile şiir münasebeti üzerinde durulmuştur. Şiirin tarifi üzerinde durulurken çeşitli kişilere ait 10 ayrı şiir tarifi verilmiştir. Şiirin Unsurları başlığı altında şiirin dilinden, ahenginden, vezninden, kafiyesinden, cinasından, asonansından, tekrarlarından bahsedilerek şiirin anatomisi çıkarılmıştır. Şiirde muhteva, yapı, üslup incelenmiş ve mensur şiir de ele alınmıştır.
Şiiri bir metin olarak kabul ederken, bu tarz ile sayın Çetişli Şiir/metin Tahliline Dair başlığı altında edebiyat bilimi hakkında fikrini şu cümlede topluyor.
Yazar ve şairin kaleminden çıkan ve estetik değeri haiz olan eserlere edebiyat; bu kişilerin icra ettikleri sanata ise edebiyat sanatı denir.”
Metin tahlili ile metin şerhi arasındaki farklılıklara da değindikten sonra ikinci bölüme geçiliyor. Bu bölümde şiir poetikaları çerçevesinde 10 kişinin şiir hakkındaki görüşlerine yer verilmiştir. Bu şahsiyetler Cahit Sıtkı Tarancı, Cahit Külebi, M.Kaya Bilgegil, Yahya Kemal Beyatlı, Ahmet Haşim, Orhan Veli, Necip Fazıl Kısakürek, Ahmet Hamdi Tanpınar, Peyami Safa, Suut Kemal Yetkin’dir. Bunların üçünün görüşü sayın Çetişli tarafından yorumlanmış, diğerleri sahiplerinin değerlendirdiği şekilde eserde yer almıştır. Şiir tahlili yapacak olanlara örnek bir çalışma olarak verilmiştir. Şiir Tahlilleri başlıklı üçüncü bölümde öncelikle M.Akif Ersoy’a ait İstiklâl Marşı ele alınmış, daha sonra sırasıyla Recaizâde Mahmut Ekrem’in Şevki Yok, Tevfik Fikret’in Mâi Deniz, Ahmet Haşim’in Merdiven, Yahya Kemal Beyatlı’nın Mehlika Sultan, Necip Fazıl Kısakürek’in Takvimdeki Deniz, ile Cahit Külebi’nin Bir Şiirinde Ritim ve Ahenk Unsarları başlığı altında Atatürk Kurtuluş Savaşında isimli şiir bütün detaylarıyla incelenmiş, tahlil edilmiştir. Şerha şerha edilmiş demek daha doğru olur kanaatindeyim. Bu bölümde son olarak Yeti Türk Şiirinde Memleket Temasına Genel Bir Bakış adı altında memleketin kozmik âlem içinde millî bir mekân, tabiat ve coğrafya olduğu izaha çalışılır. Yunus’tan Attila İlhan’a kadar birçok şairden seçilen şiirlerle memleket konusu incelenmiş ve memleket hakkındaki yorum on maddede özetlenmiştir.
Dördüncü bölümde çok sayıda kişiye ait şiir ve üç mensur şiir yer alıyor. Bunlar örnek olsun diye seçilmiş ve bu bölüme yerleştirilmiş.
Eser, Yeni Türk Edebiyatı sahasında çalışanlar için, bilhassa şiir vadisinde araştırma yapacaklar bakımından kaynak eser niteliğini taşıyor. 286 sayfa tutarındaki kitap içinde yer alan kısım, sadece şiir metinlerini tahlil etmenin metodunu öğretmektedir. Giriş mahiyeti taşıdığından, gelecek ciltlerde bu mevzularda daha geniş bilgiler bulmamız mümkün olacaktır. Sayın Çetişli’yi ortaya koymuş olduğu ve edebi mahfilin son derece istifade edeceği bu eserinden dolayı kutluyor, çıkacak yeni kitaplarını bekliyoruz.
  
 
Metin Tahlillerine Giriş
Ömer ÖNER
(Sanatalemi.net sitesi; 19.09.2007)
 
Bazı kitaplar vardır, okuyucu sayısı sınırlıdır. Toplumun tamamına hitap etmezler. Sadece ilgilenenler, o kitabın içine dalarlar. Ama öyle kitaplar da vardır ki, toplumun neredeyse tamamıyla kucaklaşırlar. Bir yazar için de, toplumun tamamıyla kucaklaşmak çok da zor değildir. Çünkü, elinizdeki malzeme boldur. Bu malzemeyi istediğiniz gibi kullanıp işleyebilirsiniz.
Ancak, yazar olarak sınırlı sayıdaki kişilere hitap ediyorsanız, o zaman üslûbunuzu, kullandığınız dili ve ele alacağınız konu/konuları iyi seçmek durumundasınız. İşte benim önümde de konu bakımından birbirine bağlı iki kitap var. İsimleri: “ Metin Tahlillerine Giriş/1 ( Şiir ) “ ve “ Metin Tahlillerine Giriş/2 ( Hikâye- Roman- Tiyatro ) Yazarı: Prof. Dr.
İsmail Çetişli. Kendisi Denizli Pamukkale Üniversitesi Fen- Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümü öğretim görevlilerinden. Bundan aylar önce yaptığım bir İstanbul seyahatimde, sahaflar çarşısında bir kitapçı vitrininde dikkatimi çekmişti. Tereddüt etmeden hemen aldım ve zaman içinde incelemeye başladım. Sonunda şunu düşündüm: Gerçekten tahlil sahasında “ İkinci bir Mehmet Kaplan “ yetişiyordu. Doğrusunu söylemek gerekirse, üstadımız Mehmet Kaplan’ın tahlil sahasındaki başarılarından dolayı, onun ölümünün ardından bu boşluk kapatılamayacak diye düşünmüştüm ama yanılmışım. Niçin mi bu kara vardım? İlk önce, kitabın önsözünde yer alan şu cümleler dikkatimi çekmişti: “Metin tahlili, - pek çoğumuzun zannettiği gibi – metnin bilinmeyen kelimelerini lügatlerden bakmak, onu günümüz diline veya nesre çevirmek, vezni ve kafiyesi üzerinde oyun oynamak, nazım şekli, nazım birimi ve edebî sanatlarını tespit etmek, konusu üzerinde sübjektif nutuklar çekmek değildir. Zira muhteva, yapı, dil ile bunların alt unsurları bir terkip olarak kabul edilip yukarıda belirtilen çerçevede ele alınmadığı; esere yaklaşmada, onun ebedîlik sırrını çözme dışında herhangi bir amaç hedeflendiği müddetçe, o faaliyetin adına metin tahlili demek zordur.” İsmail Çetişli’nin önsözünde belirtmiş olduğu bu düşünceler, Mehmet kaplan’ın metin tahlili yaklaşımına çok benziyordu. İşte İsmail Hoca’nın tahlil konusundaki bu titizliğine şahit olduğumdan dolayı, her iki kitabına da ısınmaya başladım. İsmail Çetişli, her iki kitabında da gerek kullandığı dil, gerekse seçtiği metinler açısından büyük bir titizlik göstermişti. Hele hele kullandığı dil, herkesi kucaklayabilecek nitelikteydi. Lise sıralarında okuyan talebelerden tutun da, edebiyata meraklı olan herkes, bu kitabı anlamakta zorluk çekmezdi. İsmail Çetişli’nin dikkatimi çeken en önemli hususiyeti de buydu.
İkinci önemli nokta da, seçilen metinlerdi. Mehmet Âkif Ersoy, Recaizâde Mahmut Ekrem, Tevfik Fikret, Ahmet Haşim, Yahya Kemal ve Necip Fazıl gibi doruktaki şairlerden şiirler seçilirken, Yavuz Bülent Bakiler, Hilmi Yavuz, Ali Akbaş, Nazım Payam gibi günümüz şairlerinden şiirler de bulunuyordu.
Mehmet Kaplan şiir tahlillerini iki ciltte toplamakla birlikte, bir de “ Hikâye Tahlilleri “ isimli çalışmasını eser olarak ortaya çıkarmıştı. Aslında devamını düşünüyordu ama maalesef ömrü yetmediğinden dolayı, “ Hikâye Tahlilleri “ tek kitap olarak kalmıştı. İşte
İsmail Çetişli’nin “ Metin Tahlillerine Giriş/ 2 “ isimli çalışması, tahlil sahasındaki bu boşluğu da bana göre doldurdu. Hem öyle doldurdu ki, bu çalışmasında sadece hikâyeleri seçmemiş, aynı zamanda roman ve tiyatro türüne de ağırlık vermiş. Şimdi buradaki metinleri de sıralayacak olursam:Hikâye ( Diyet- Ömer Seyfettin, Anadolu’da Bir Gece- Peyami Safa, Hasan Boğuldu- Sabahattin Ali… ) Roman ( Çalıkuşu- Reşat Nuri Güntekin, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu- Peyami Safa, Ayaşlı ve Kiracıları- Memduh Şevket Esendal, Bir Bilim Adamının Romanı- Oğuz Atay ) Tiyatro ( Şair Evlenmesi- Şinasi, Yaprak Dökümü- Reşat Nuri Güntekin, Bir Adam Yaratmak- Necip Fazıl Kısakürek ) Bence, bu iki eserin de edebiyat merakı olan herkesin okuması gerekir diyorum.
İsteme Adresi: Metin tahlillerine Giriş/1 ( Şiir ), Metin tahlillerine Giriş/2 ( Hikâye- Roman- Tiyatro) Yazarı: Prof. Dr. İsmail Çetişli Akçağ Basım Yayım Pazarlama A. Ş. Tuna Caddesi. 8/1 06420 Kızılay/ ANKARA
 
 
(Zaman Gazetesi 30.01.2001)
 
Altmış yılı aşkın sanat yaşamı boyunca pek çok eser veren Halid Ziya Uşaklıgil, öncelikle Servet–i Fünun edebiyatının nesir sahasındaki en önemli yazarıdır. Edebiyat–ı Cedide okulunu da etkilemiş olan Uşaklıgil’i bütün yönleriyle tanıtma gayretinde olan kitap, üç bölümden oluşuyor. İlk bölümde, Uşaklıgil’in edebi ve kişisel hayatı anlatılırken ikinci bölümde, eserleri tahlil ediliyor. Son bölümünde ise Uşaklıgil’in eserlerinden alıntılarla bir incelemesinin giriş bölümüne de yer veriliyor.
İsmail Çetişli - Halid Ziya Uşaklıgil / Şule Yayınları